Ne söylendi?

Ve paylaştık

Zencefil

***

- Misafir bekliyor muydun annem?

Sarıldılar, öpüştüler, bir süre elleriyle konuştular. Neden sonra kapıyı kapatmak ev sahibini aklına geldi, salona geçtiler.

- Kusura bakma hayatım haber vermek aklıma gelmedi hiç. Tek istediğim kendimi evden dışarı atabilmekti.

Geniş camlarına bile fazla gelmişti gecenin yükü. Salonun orta yerinde bir yastığın üzerine oturmuş olan adam ayağa kalktı.

- Esra’cığım, Reiki hocam Tunçbilek Demirbilek ile tanış.

Memnun olduğunu belirten adam elini sıktı. Ekledi.

- Arkadaşlarım çoğunlukla Tunç demeyi tercih ederler bana.

Zencefilli bir şeyler kokuyordu adam. İştah açıcı, gevrek, tarçın bile olabilirdi bu koku emin değildi.
‘Zencifil’ dedi Esra içinden, adamın kocaman ellerine, iri yarı cüssesine bakarak. Eskiden olsa “neiki” diye sorar, arkasından piÅŸkin piÅŸkin gülerdi. Yapmadı. ‘Nasıl bir ruh haliyle bu kadar karmaşık isimleri bir araya getirir ki baba olan?’.

- Bende, nasılsınız?.
- Bitirmek üzereydik zaten. Canım istersen Salı devam edelim ha, ne dersin? Dudakları şiş gibiydi adamın. Belki biraz da kızarık.
- Üstünden geçelim mi son bir kez ne dersin?

Perihan İsteksizce kıpırdandı. Onun bu teklife kendisinin önünde evet diyemeyeceÄŸini çoktan anlamıştı Esra. Bal gibi de uygunsuz bir zamanda gelmiÅŸti iÅŸte. Çekinerek İkili kanepenin sol köşesine iliÅŸtirdi kendini. Derin bir nefes aldı. Tuttu bir süre içinde. Üç defa yutkundu. Sonra bıraktı ciÄŸerlerindeki baskıyı. Hıçkırık tutmak üzereyken bunu yapmasını Ches’den öğrenmiÅŸti ve bu yöntem düzgün uygulandığında iÅŸine yarıyordu.
“Çok kıllıdır ÅŸimdi bunun, uçsuz bucaksız göğsü. Hem sonra poposu da…”

Bir süre gözlerini ikisinin üzerinde, sonra tablolarla giydirilmiÅŸ saten duvarlarda, sonra yine, adamın geniÅŸ omuzlarında, bir süre abajurda, biraz daha duvarlarda, bir kez daha poposunda ve dar kalçalarında, sonra yine duvarlarda, tavandan sarkan ince ince süslerde, biraz ötesinde genişçe, ahÅŸap bir kabın içine yığılmış onlarca çeÅŸit takıda, sonra tekrar Perihan’da, Perihanın gözlerinde, dikkati kendi üzerine çekebilmek için iyice abarttığı kalçalarını kıvırtmalarında, yeniden adamın gözlerine, kocaman kocaman ellerinde, ellerinin titremesinde gezdirdi.
Tam zamanıydı ÅŸimdi. Hiç vakit kaybetmeden “Ama ben seni yerim ki oÄŸlum” bakışı fırlatıverdi adama. İsabet ettiremedi.
Ama perihan’a gönderdiÄŸi, “Ee güzelim anlat bakalım ne iÅŸ ÅŸu cocuk?” bakışını Perihan boÅŸ çevirmedi.
“BaÅŸbaÅŸa kaldığımızda anlatacak ne çok ÅŸeyim var sana” bakışıyla yanıt verdi Esra’ya. “Benim de” diyerek çabucak yanıtlayıverdi o da mesajı.

- Zamanımız kalırsa salı günü biraz da nefes çalışması yaparız, dedi adam.

Pencerelerin incecik yalıtkanlığında, salonun zayıf ışıklarıyla makro kozmosun delici karası buluşmuş, tuhaf bir dengeyi korumaya çalışıyorlardı onlar vedalaşırken.

***

İp ucu ( Tane tane anlatmak mı? Yuh artık! : – )

Yorum Bırakabilirsiniz

 

 

 

BU HTML Etiketlerini Kullanabilirsiniz

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>