Ne söylendi?

Ve paylaştık

Yelkanat

***

1

Deveciali, vakti zamanında atalarından yadigâr aldığı lakabının gereklerini göçten sonra unutmuÅŸ, daÄŸların, eteklerinde yaylaların, aÅŸağıya indikçe ovaların o yemyeÅŸil serinliÄŸini, denizin engin mavisini görünce bir çırpıda unutmuÅŸ, Edremit’ten üç otuz kuruÅŸa satın aldığı balta burunlu teknesini donatmış, denizlere açılmış, gün geçtikçe denizin bolluÄŸunu bereketini, evine taşımış, böylece de tüm Tepeköy’e ve civar köylere örnek olmuÅŸ, Tepeköy tarihine adını ilk balıkçımız Ali aga olarak pullu harflerle kazıtmış, ancak ata yadigarı lakabından Tepeköy halkını bir türlü vazgeçirtememiÅŸti.

Dile en kolay geleni söylemeye alışkındı Tepeköy’lüler. Bazıları bunu yaparken, aradaki sessiz harfleri, bazıları ünlüleri, kimileri ünsüzleri, kimileri azıtarak ünlü ünsüz demeden aradaki sesli harfleri bile yutuyor, herkese bir biçimde takılmış olan lakapları tuhaf biçimlere sokuyor, bunun sonucu da söylemlerini Tepeköy’lüler tarafından anlaşılmaz hale getiriyor, zaman içinde kimse onların anlattıklarını dinlemez oluyordu. O yüzden köyün ilkokuluna yeni atanan genç öğretmenler, bu dil karmaÅŸasını müdür tarafından bizzat sıkıcı bir söylev eÅŸliÄŸinde iyice öğrenirler, köyde ısı derecelerine göre ayrılmış bir kaç Hasan, renklere göre ayrılmış bir kaç selahattin olduÄŸundan, hangi çocuk sıcak Hüseyin’in, hangi çocuk sarı Selahattin’in çabucak öğrenir, yoklamaları ona göre yaparlardı.

Okul çıkışı cocuk, koltuğunun altında taşıdığı kitaplarını ve defterlerini bir çırpıda hayattaki sedirin üzerine fırlatır, önlüğünü üstünden sıyırıp çamaşır selesine bırakır, eskimiş mintanlarından birini alır, yeni lastik geçirilmiş mayosunu altına çeker, yine lastik çizmelerinin arkasına basa basa sahile, o rengârenk teknelerin, çıpalandıkları iplerin huylarına göre dalgalara baş verip, yumuşak bir uyumla suda dans edişlerini izlemeye koşardı. Kıyıya vardığında kendisini bildi bileli kumların üzerinde yatan hurda, kırılmış tahtalarından içi dışı görülen, o eski yan yatmış sandalın bir kenarına oturur, yıpranmış çizmelerine dolan kumları silkelerken, yosunun kokusunu, iyotun buğusunu içine çeker, gözlerine bir parça daha mavi bulaştırırdı.

- More ÅŸunun ucunu baÄŸlasana o taÅŸa.

Deveciali’nin, ince manevralarla kıyıya yanaÅŸtırmakta olduÄŸu sandalından fırlattığı ipi, ayaklarını suya ÅŸaplata ÅŸaplata vurarak koÅŸup alarak, taÅŸa deÄŸil ama kumsalın bittiÄŸi çalılığın baÅŸladığı yere çakılmış kalın bir kazığa baÄŸladı, ardından su kenarına yakın bir yerde bulduÄŸu yüksekçe bir taşın üzerine oturup, deveciali’nin teknesini kıyıya baÅŸtankara etmesini izledi.

“Bu” dedi deveciali çocuÄŸun uzattığı deniz suyuyla az önce yıkanmış sepete tuttuÄŸu balıkları doldururken, eli sahilde yatan kırık dökük sandalı iÅŸaret ediyordu.

- Bu kenarda yatan pusta, bir seferinde lodos yapmıştı deniz. İşte o zaman batırıvermiştik onu. Kurtaramadık. Tamiri yenisinden pahalıydı hesapladık. Devir hesap devri çocuk. Devir, hesabını iyi yapanın devri. Şimdi tahta kurtlarına ev sahipliği yapıyor.
- Ama üzerindeki martı boklarını temizlerken gördüm seni geçen gün. O da bu tekneler gibi miydi, onu da sever miydin şimdiki kayığın gibi?
- O bir yelkenliydi çocuk. Nedir yelkenli bilir misin?
- Yok bilmem.
- Eskiden motoru yoktu teknelerin, kollarımız ne kadar güçlüyse o kadar uzağa giderdik balık avlayabilmek için. Senin baban, ben, bir de Kör Rıza vardı, aşağıdan, Karantinadan. Tee, Geyikli sahillerine Boz adaya falan giderdik more onunla. Tam üç kişilik kürek yeri vardı. Üçümüzde geçerdik küreğe çatal deniz yaptığında. Ama rüzgar estiğinde bir bezimiz vardı kocaman, onu çekerdik öndeki direğine, rüzgar estikçe biz giderdik. Yorulmazdık, Yormazdı rüzgar bizi eserken. Yelken bizi rüzgarda kürek olmadan götürendi.
- Rüzgara açardınız bezi, sonra rüzgar mı iterdi sizi arkanızdan?
- Evet çocuk. Yelken böyle bir şeydi.
- Yorulmazdınız hiç değil mi?
- Yorulmazdık.
- Babam da mı yorulmazdı hiç?
Kıs kıs güldü Deveciali ve ekledi.
- Baban kürek çekerken de yorulmazdı be evladım. Çok güçlü baban çocuk, çok güçlü.
- Adı neydi?
- Neyin adı vre?
- Teknenin bir adı var mıydı. Rüzgara bez gerdiğiniz zaman ona nasıl seslenirdiniz?
- İsim koymak sonradan çıktı vre çocuk. Biraz düşündü. Ensesini kaşıdı sordu;
- Sen olsan ne isim verirdin ona?
Duraksamadan cevap verdi çocuk.
- Yelkanat.

Deveciali’nin gözlerinin daldığını, aklının vın vın ettiÄŸini farkeden çocuk sustu. Bir süre ikiside konuÅŸmadan sepeti türlü türlü balıklarla doldurmaya çalıştılar.
- Adı ne bunun?
- Ona dokunma çocuk. Tragonya o, zehirlidir.
- Kıpırdıyor ama, ölmemiş ki bu.
- O halde onu yeniden evine bırakalım ne dersin?

Gülümsedi, sonra Devecialinin sepete sığmayan balıklarını koyabilecekleri sağlam bir poşet aramaya koştu.
Elinde koca koca ve biçimsiz harfleriyle ‘Ankara Pazarı’ yazan saÄŸlam bir poÅŸetle geri geldiÄŸinde, Deveciali hiç duraksamadan, yutkunmadan ve nefes almadan şöyle dedi;

- Babana söyle çocuk. O da izin verirse, Yelkanat bundan böyle senindir.

İp Ucu : (Hayat; BildiÄŸiniz salon. Tragonya; Ensesinde zehirli dikenleri bulunan çilli, gümüşi bir dip balığı oltaya falan da gelir. Sepet; kapaklısı vardı eskiden, iÅŸte ondan. Pusta; lanet olası ÅŸey veya baÅŸ belasının daha sevimlisi. More; niteleme sıfatı. KuruÅŸ; Para’dan daha büyük bir deÄŸer o zamanlar, Lira rüya gibi bir ÅŸey. Mintan; Bir tür bildiÄŸiniz gömlek : -)

1 Yorum Yelkanat

  • Özge Kahraman

    -Babana söyle çocuk. O da izin verirse, Yelkanat bundan böyle senindir.
    Ne kadar da güzel ve anlamlı bir paylaşım…
    Bir çocuğa ne kadar da büyük değerler katacak bir paylaşım.
    Yelkanat, Deveciali’nin anılarının saklı olduğu ve bu anıların içinde çocuğun babasının da yer aldığı bir yelkenli.Artık tahta kurtlarına ev sahipliği yaptığı için değil, artık işe yaramadığı için vermiyor Deveciali yelkenlisini çocuğa. Veriyor çünkü Deveciali halen çok değer veriyor yelkenlisine ve bu değeri çocuğun da fark ettiğini biliyor ve yelkenlinin anlamını çocuğun yaşatacağına da inanıyor.

    Ama her ne için olursa olsun, o yelkenlinin o çocuğa armağan edilmesi çok ama çok anlamlı.

    Yazarın bunu ifade etmesi ise başlı başına bambaşka bir değerdir.

    Bunun dışında, …köyde ısı derecelerine göre ayrılmış bir kaç Hasan, renklere göre ayrılmış bir kaç Selahattin olduğundan… bölümleri babamın öğretmenlik yıllarına dair anlattığı anılarına hiç de yabancı değiller. Bir an babamı dinlerken buldum kendimi.
    Ve tabi ki çocuk tasvir edilirken ki bahsi geçen lastik çizmeler, yine bana çocukluğumdaki yeni çıkmış ve ancak birkaç çocuğun ayaklarında görülen ve sınıf farkını bir ayakkabıyla anlayabildiğim o lastik ayakkabıları hatırlattı bana. Bir de tabi ki parlak ve rengârenk olduğu için olsa gerek adına Çingen ayakkabıları denilen ayakkabıları da es geçmemek gerek…

    Hayatın içinden bir Yelkanat okumak çok keyifliydi.

    Buarada bir şey daha var tabi ki, insanın gerçekte ne yapmak istediğinin önüne ya da bundan sonra ne yapmak istediğinin önüne hiçbir şey engel olamıyor aslında. Deveciali’nin denizin mavisini görünce bir çırpıda unutuşu gibi…

Yorum Bırakabilirsiniz

 

 

 

BU HTML Etiketlerini Kullanabilirsiniz

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>