|
|||||
Yapraklarını dökmek“AÄŸaç, gün ışığını alabilmek için o kadar çok eÄŸilmiÅŸ ki, ÅŸu an süregiden bu korkunç fırtınaya nasıl dayanacağını kendisi de bilmiyor.” Her ÅŸey sürer gider, eÄŸer ben bu ÅŸeylere, ‘neden?’ diye sorarsam, ‘ÅŸeyler’ benim sorgumdan, bir sonuç çıkarma talebime çabucak ve kolaylıkla yanıt verebilir. Artık diyebiliriz ki; her ÅŸey süreç içinde olur. Sonuç beklemek bu süreci duraÄŸanlaÅŸtırma talebinden baÅŸka yankı üretmez. Olsa olsa bizi duraÄŸan ve gerçeklerden kopuk veya gerçeÄŸin bir anlığına parçası olmuÅŸ ancak, artık sadece yanılsamalar kümesine dönüşmüş bir yansının basit bir elemanı ile tanıştırır. Ve “neden?” sorgusu, bu her basit elemanı, yeni bir yanılsama kümesine dönüştürme potansiyelini içinde barındırır. Sonucu bekleyenler, sürekli bir amaç uÄŸruna bıkmadan ,yorulmadan ve usanmadan debelenip dururlar. Sonuca yaklaÅŸtıklarında veya elde ettiklerini sonuç olarak algıladıklarında, derhal yeni bir sonuç beklentisini, hedeflerinin arasına koymaktan çekinmezler ve bunu yaparlar da. Onlar için sonuç üretmek asla bitmeyen bir akışkanlığa sahip olan büyük bir yanılgıdır. Her yeni tatmin, hedeflerinin arasına konulacak yeni amaçları betimler. Ve her amacın ulaÅŸtığı son noktada, bir sonuç çıkarma eÄŸilimi hep vardır. YaÅŸam sınırlarına dayandıklarında ellerinde kalan bir çok yanılsamanın neden-sonuç iliÅŸkisi artık yeni bir mezarlıktır kendileri için; SoÄŸuk, karanlık renksiz ve yalnızlıkla kuÅŸatılmış ölümler gibi kokan. Ölüm bu noktada bir ‘terk’tir. Ve toplu yaÅŸam koÅŸulları ‘terk’i bize dayatır. Yanılgı bizi, neden sorusundan hareketle çıktığımızda kuÅŸatır; Emeklilik haklarımız, evlerimiz arabalarımız, konfora düşkün tutkularımızla kuÅŸattıklarımızı, bir bir elde ettiÄŸimiz sürece kendisini tekrarlar. İşte aÄŸacın gün ışığına olan tutkusu bu tür bir yaÅŸamı elde edebilmek içindir. Ve doÄŸa bizi buna koÅŸullandırır. Ancak doÄŸa bizi baÅŸka bir ÅŸeye daha koÅŸullandırır ki bunu çoÄŸumuz elde ettiklerimizi kaybetmek korkusuyla görmezden gelmeye çalışırız; “Yapraklarımızı dökmek”… Bir de süreci yaÅŸayanlar vardır. Her ilkbahar yeniden çiçeklenebilmek için, daha sonbahardan yapraklarını dökebilmeyi bilenler, olası fırtınalara yüksüzlükleri ile hazırdırlar. Elde ettiklerini nasılsa yeniden ve doÄŸallıkla edinebileceklerini bilmenin yanıtını ‘nasıl?’ sorgusunda elde ettiklerinden, sonuç beklemek yerine yaÅŸamlarının kendisini beklentisiz bir kesinlikle algılayıp kesintisiz olarak onunla bütünleÅŸirler. Sonuç beklemek onlar için anlamsızdır. Onlar, beklemek yerine akışkanlığın içindeki dinamiklere karışarak var olmayı ve sürecin bir parçası olmayı benimserler. Baharın ilki gibi kışa, baharın sonu gibi de yaza hazırlıklıdırlar. Buradaki terslik bile onları ÅŸaşırtmaktan uzaktır. Artık tüm mevsimlerin bir parçası olmuÅŸlar onlarla bütünleÅŸmiÅŸlerdir. YaÅŸam kesintisiz bir devingenlikle damarlarını besler, deÄŸiÅŸkenler canlılıklarını arttırır. İşte tüm iklimleri kayıpsızca ve rengarenk yaÅŸayabilenler de bunlardır. İpin ucu;(Serseri,Doymak bilmek,yeÅŸilbahar,sarıbahar ve saçlarına tutunmalı toprak ananın, son ‘ve’ ise -ki ‘ve’ aslında sadece burada bir baÄŸlaçtır- Cüneyt Uzunlar) |
|||||
|
Telif © 2010 Sardalya Avı - Tüm Hakları Saklıdır |
|||||
Ne söylendi?