Ne söylendi?

Ve paylaştık

Uçan yaban kuşları..

***

-Peki bey’fendi siz saçmalığınızı nasıl alırsınız ?
-Mersi canım teşekkür ederim orta şekerli olsun lütfen.

Mutfağa doğru yönelen garson karar değiştirip düzensiz adımlarıyla diğer müşterilerinden herhangi birine yönelirken, masasının üzerindeki peçeteyi huzursuz biçimde çekiştiren adam şöyle düşünüyordu.

“Seninle yıldızlar sönene kadar seviÅŸmek, evrenin kuytusunda, asla sabaha kadar deÄŸil”. Durakladı. Son sözü kalabalık caddeye bakan vitrinin camlarında gezdirdiÄŸi gözlerine bıraktı. “sonrası hiç olmasa”.

O gittiÄŸinden beri asla okuyamadığı kitapları olmuÅŸtu artık. Mesela ‘Uçan yaban kazları‘nı çocukluÄŸundan beri çok sevdiÄŸi halde, her zaman yaptığı gibi yeniden okumaya kalkıştığında, ellerinin titrediÄŸini, yüreÄŸinin bir serçeye dönüştüğünü farkedip, telaÅŸ içinde kütüphanesinin sıkça el deÄŸdirmediÄŸi köşelerine doÄŸru iteleyivermiÅŸti.
Artık biliyordu. Kendisi, yaÅŸadıklarına bakılırsa ‘O’ olmalıydı. Ancak o, hala kendisinden fersah fersah uzak kalmış baÅŸka biri gibiydi sanki. Aceleci, tedirgin, canı burnunda güvensizliÄŸi ile daima tetikte, ama uçmayı ve ÅŸakımayı yine de seven bir serçe.

Ve o, kendisini sabırla ve hiç bıkmadan, günler boyu kuluçkada beklediği, açı açına, yarı uykulu, uyanık veya, bir güvercine benzetiyordu. Bir başına. Yüksünmüyordu hiç. İkisinin bir arada yapabileceği en benzersiz şey işte buydu ve bu kadardı. Neden daha fazlasını umsundu ki?
“Kendi parmak izlerimizi bırakıyoruz iliÅŸkilerimizde dokunduÄŸumuz her noktaya. Ve asla bir birine benzemeyen kendi yıkıntılarımızı bırakıyoruz arkamızda, …Oysa bu bir yıkıntı deÄŸil” diye düşündü. “Bu bir bütün, olabildiÄŸince görkemli, acı mutlulukla, mutluluk renklerle yer deÄŸiÅŸtiriyor farketmiyor musun?”

Ve onun böylesine kasvetli ve ıslak bir günde bile bu kahveye gelişi, bu masayı seçişi, masanın boşalması için dakikalarca beklemesi, garsona katlanması, aynı siparişin bir kez daha verilmesi, vitrinin buğulanmaya yüz tutan camlarından dışarıyı seyretmesi, sonra dalması, her silüeti ona benzetmesi, yerinde kıpırdanması,yatışması sonra, tamda şimdi yerini almış olduğu masada, bulunduğu konumda, benzer zamanlarda ama onsuz, çok uzun zaman önce ama bir farkla, şimdi yalnız olduğu başka günü yinelemesi içindi. Bunu her yapışında, aralarındaki bağın birbirlerinden bu kadar uzak kalmalarına rağmen daha da güçlendiğini, acı içinde kavrıyordu.

Garsonun bıraktığı bir kaç önemsiz şeye hiç dokunmadı.
An’lar, dakikalar, saatler…
“Aman tanrım” sessizlik ne kadar da uzun sürüyordu öyle.

Karanlık çökerken, kalabalık caddede sadece onun yanında bir başkası yoktu. Ama o tüm başkalarını sanki oymuşcasına içine çekip konuşuyordu.

- Benden vazgeçtiğini sanmıştım.
- Açlığa takıntılı bir herifim ben. Doyana kadar vazgeçemem.
- Doyar mısın ki bana?
- Dedim ya takıntılı biriyim.

Sonra daha da garip bir ÅŸey oldu. Whistler’in nocturne’ ü gibi bütün bir cadde, apartmanların, iÅŸ hanlarının çatılarından, giriÅŸ katlarındaki dükkanlarına kadar, hatta yer yer kaldırım taÅŸlarına deÄŸin mavi ve gümüş renklerine bulandı tüm görebildikleri.
kalabalık da….
Galiba yaşam, bazen böyle bir şeye dönüşebiliyordu.

*****

Bir gün önce

İpin ucu: (Öpmeye kıyamadı ama yine de hesabını ödedi adam: -)
DiÄŸer ucu:(even the darkness must, once disappear, so the night can give birth to, a day, nocturne)
Düğüm;(sırtındaki izleri hatırlıyorum ve düşündükçe benim canım acıyor, sen nasıl anımsamazsın dedi adam : -)

Yorum Bırakabilirsiniz

 

 

 

BU HTML Etiketlerini Kullanabilirsiniz

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>