|
|||||
|
Ellerimi bilinçsiz bir ÅŸekilde uzatıp, kendimi birden bire içinde bulduÄŸumu varsaydığım karanlığın sınırlarını yokluyorum. Işık hala kayıplardaki yumak. Göremiyorum. Ama gerçek, zifiri bildiÄŸimden ötürü oldukça sade. Veya ben öylesini varsaymayı tercih ediyorum. Bir sevi bu, aÅŸkın olası baÅŸka bir tarifi belki. Bir ihtimal, olmayan limanların büyük dalgakıranlarına, olmadık zamanlarda vuran grileÅŸmiÅŸ dalgaların… her neyse… Veya [...] Bir süredir uyuyamıyorum. EÄŸer rüyada isem uykumu bölen, uyanıksam öteleyen, hanidir içinde bulunduÄŸum sadeliÄŸi karmaşıklaÅŸtıran bir durumda buluyorum kendimi. Ne zaman “tamam ben artık büyüdüm” desem, yeniden, saçları dağınık, burnu akan, ayakları ve elleri oynadığı oyunlardan kirlenmiÅŸ, toza topraÄŸa, çamura bulanmış, geceyi unutmuÅŸ, sokaklarda gün boyu topuyla yarenlik eden bir çocuk halllerinde yakalanıyorum, yine kendime. *** Sonra hıdrellez gelirdi bir bahar sabahı. Gecesinden ÅŸenlik ateÅŸleri yanardı da sokaklarda.. O gün bir komün olurdu ki göçmenlerin köyleri, mahalleler sokaklara sokaklar insanlara dar gelirdi. İçin için ateÅŸlenirdi genç olanları yanan ateÅŸin harında. Kızlar erkeklerin koluna, erkekler yaÅŸlıların, onların da eteklerine daha sabahtan sokaklara salınmış kimileri terliksiz veya pabuçsuz, kimileri parmak uçları ve [...] *** Bilmem kaçıncı mektup Gece yarısını geçtik yine beraber. Yedi ÅŸeker bir kahveyi bölüşüyor hesapsız. Bir parça kahve, fincanını ve kaşığını birden bire yutuyor. YutulmuÅŸ kelimeler koyulaşıyor karıştıkça. Huzursuz bedenlerin karanlıkta can çekiÅŸmesi gibi, keyifli ölüler de toprak altlarımızda gizli. Ne biz onlardan bir haberiz, ne onlar çekiyor artık insancıl sancılarımızı. Simgelerimizle avunuyor, anılarımızla kavruluyoruz. [...] Onlar pek sayılmıyorlar ama ben yinede sayıyorum. Hızla koÅŸarak tırmanıyorum üzerlerinden. Ayağım yediye basıyor, sekizin üzerinden atlıyorum bilerek, dokuzda tökezleniyor ve on’a yuvarlanıyorum. Hem ışıklı, hem ışıksız oluyor ÅŸimdi ayrıntılar ve ben yeniden saçma sapan bir ÅŸey söylüyorum dokunarak ilmiklerime. Gitmem gerek. Biliyorum gidilmeli, ancak eskisi kadar da cesur deÄŸilim artık. Eskisi kadar olan özlendikçe, [...] gürültülü patlangaç *** “Mitti, Ah ulan ah!” Genellikle bir başına sokakta, ayaklarında tabanı kauçuktan sarı çizmeler, baklava dilimli kalın örgülü, boyunlu ve boÄŸazlı kazağı da sırtında… Aynı kenarında yaÅŸadığı gibi coÄŸrafyasının…. “Mitti, Ah ulan ah!” İlk sözü olurdu bu muhabbetine doyum olmazın. EÄŸer katılımcısı iseniz koyuluÄŸun, artık bu sözün içine terkedip giden birini mi arayıp bulup koyardınız, [...] *** Nesne neydi? Motorlu sandalın arkasından, pervanenin çıkardığı dolanık su, ve tam da minik minik dönen burgaçların üzerine düşen, sonra birden bire anaforun yörüngesine kapılıp döneduran, sandal ile arası açıldıkça küçülen sarı yapraklı papatyalar…. Peki ya su? Hafif hafif baÅŸtan gelen dalgalara kafa tutan, su eÄŸildikçe suya egemen, kabardıkça sahlanıp savaÅŸkan olan, incecik pruvası ÅŸile [...] Bir boÅŸ, biri dolu baÅŸlıklı bölümün ses kaydıdır, İyi dinlenceler.. Minnacık bir deniz lalesi, kocaman bir arı, yer deÄŸiÅŸtirsek seninle, tersi olsa örneÄŸin, düzeni deÄŸiÅŸtirsek, ben lale olsam, düzen deÄŸiÅŸir belki ama, düzülen kalır yine yerli yerinde. Lale olan yer mi ki bu aldatmacayı? Yok… Aslında senin zararın dokunmuyor ki bana, kendimi burkuyorum ben, yine kendime. Kadınların kadınlıklarını, erkeklerin erkekliklerini, çocukların çocukluklarını, kedilerin evcilliklerini pek [...] |
|||||
|
Telif © 2010 Sardalya Avı - Tüm Hakları Saklıdır |
|||||
Ne söylendi?