Ne Demişler?

Ne Dinlenilmiş

Yıllar

Sonra hıdrellez gelirdi bir bahar sabahı. Gecesinden şenlik ateşleri yanardı da sokaklarda..
O gün bir komün olurdu ki göçmenlerin köyleri, mahalleler sokaklara sokaklar insanlara dar gelirdi.
İçin için ateşlenirdi genç olanları yanan ateşin harında.
Kızlar erkeklerin koluna, erkekler yaşlıların, onların da eteklerine daha sabahtan sokaklara salınmış kimileri terliksiz veya pabuçsuz, kimileri parmak uçları ve topukları kızgın maşayla yamanmış [...]

Bir fincan kahvenin…

Gece yarısını geçtik yine beraber. Yedi şeker bir kahveyi bölüşüyor hesapsız. Bir parça kahve, fincanını ve kaşığını birden bire yutuyor. Yutulmuş kelimeler koyulaşıyor karıştıkça. Huzursuz bedenlerin karanlıkta can çekişmesi gibi, keyifli ölüler de toprak altlarımızda gizli. Ne biz onlardan bir haberiz, ne onlar çekiyor artık insancıl sancılarımızı. Simgelerimizle avunuyor, anılarımızla kavruluyoruz. Sökemediklerimiz aklımızdan, can yakıyor [...]

Karman

Onlar pek sayılmıyorlar ama ben yinede sayıyorum. Hızla koşarak tırmanıyorum üzerlerinden. Ayağım yediye basıyor, sekizin üzerinden atlıyorum bilerek, dokuzda tökezleniyor ve on’a yuvarlanıyorum.
Hem ışıklı, hem ışıksız oluyor şimdi ayrıntılar ve ben yeniden saçma sapan bir şey söylüyorum dokunarak ilmiklerime.
Gitmem gerek.
Biliyorum gidilmeli, ancak eskisi kadar da cesur değilim artık. Eskisi kadar olan özlendikçe, yıpranmış kokar tenim, [...]

Tütün kokan

“Mitti, Ah ulan ah!”
Genellikle bir başına sokakta, ayaklarında tabanı kauçuktan sarı çizmeler, baklava dilimli kalın örgülü, boyunlu ve boğazlı kazağı da sırtında…
Aynı kenarında yaşadığı gibi coğrafyasının….

“Mitti, Ah ulan ah!”
İlk sözü olurdu bu muhabbetine doyum olmazın. Eğer katılımcısı iseniz koyuluğun, artık bu sözün içine terkedip giden birini mi arayıp bulup koyardınız, yoksa aramaktan yorulup, “gittiyse gitti [...]

Su kumrusu…

Nesne neydi?
Motorlu sandalın arkasından, pervanenin çıkardığı dolanık su, ve tam da minik minik dönen burgaçların üzerine düşen, sonra birden bire anaforun yörüngesine kapılıp döneduran, sandal ile arası açıldıkça küçülen sarı yapraklı papatyalar….
Peki ya su?
Hafif hafif baştan gelen dalgalara kafa tutan, su eğildikçe suya egemen, kabardıkça sahlanıp savaşkan olan, incecik pruvası şile dalgaları bir o yana [...]

Düşerim ki ben,

Minnacık bir deniz lalesi, kocaman bir arı, yer değiştirsek seninle, tersi olsa örneğin, düzeni değiştirsek, ben lale olsam, düzen değişir belki ama, düzülen kalır yine yerli yerinde. Lale olan yer mi ki bu aldatmacayı?
Yok…
Aslında senin zararın dokunmuyor ki bana, kendimi burkuyorum ben, yine kendime. Kadınların kadınları, erkeklerin erkekleri, çocukların çocukluklarını, kedilerin evcilliklerini pek sevememesi gibi [...]

Kehanet ve çingene

Üstünü vereceğim dedi çingene, saymaya başladı bir bir. Sol elinde tuttuğu yeşil yirmilik, sağ elinde avuçlarımızın terli izleri.
Sayıyor ha sayıyor.
Bizi, yirmiliği, geleceğimizi, geçmişimizi, olacakların hesabına kırmızı gülün yapraklarıyla bir bir.
Sayarken de övüyor birde yer yer, yer yer de parçalı bulutlu oluyor, sıkıntısı olmasa parıldayacak güneş.
O söylüyor.
Biz bakıyoruz. Kapkara gözlerinden ilhamlar taşıyor şimdi. Yer yer esiyor [...]

Med ve Cezir

O kadar çok uzaklaşmışım ki doğduğum kıyılardan,her kulaçta yeni bir kayalığı yurdum sanıyorum,
ne kadar sürecek acaba geldiğim yerden geriye olan yolculuğum?
Yüzüm ona dönüktü.
Böyle durumlarda ne fırtınayı dinler insan nede kabaran denizin öfkesini.
Yalın daha bir kaba, göz daha keskinini görmeyi hedeflerdi.
Baştan aşağıya gerilmiş kaslar,
Yüz hatlarımız kayıp,
Düşüvermiş ardımızda bıraktığımız sularda.

DeLirik (Tütükon)

Uyanacağın saatlere kurdum kendimi. Kitaplığın üzerine yürüdüm, dolu bir sözlük, koca bir beyin, aptal bir gülüş, dik bir duruş eşliğinde, çektim vurdum kendimi. Kelimeler dökülüyor şimdi, kırmızı kırmızı, raftan, araftan. Paragraftan. Halıya, umarsız hallerime, içimdeki deliye, deliriklere…
Bir söz kıvrılıyor dilimde, bir sus oluyor, bir pusa dönüşüyor hayalin. Ellerimle yokluyorum halıyı, hallerimi buluyorum orada, ellerime bulaşıyor [...]

Koca Çınar’ a Veda..

İlla kuzgun mu olmak gerekir,
Mademki kanatlarımız var bizim,
Belki bir gün kelebek?…
İşte o zaman belki yargılanmayacağız,
Taammüden zaman öldürmek suçundan,
Ne için geldiysek hayata,
Onun için yaşayıp gideceğiz.
Sırtımızda tozlu kanatlar,
Yükümüz ağır hani,
Ve ardımızda şu toprak.
Güle güle koca Çınar,
Senin gölgende yapılacaktı ya bunun da kapağı,
Olmadı olamadı,
Kısmet diyelim,
İlla bir kuş mu olmalı ha?
Mademki kanatlarımız var bizim,
Belki kanatlarımızda bir uğur..
Uç uç [...]