Kavram

-Vurdumduymaz, dökülür, bir temas, bir dokunuş ve biraz da geçmiş kokar.

Yaşama dair en görkemli deneyimimi aykaranlığının üzerimize yığıldığı bir gecede, olasılıkla yakında ıskartaya çıkarılacağını bir bakışta tahmin edebileceğiniz, zavallı bir löküs kayığında yaşadığımı hatırlıyorum. Altı adet, fitil olarak da anılabilen gömleklerin ışıl ışıl yaladağı o karanlık ve çırpıntılı yüzeyin hemencecik altında biriken istavrit ve uskumrunun, küçük bir ışıltıya kapılıp oltaya nasıl geldiklerini, bir kaç kulaç aşağısında kümelenmiş sürü halindeki sardalyayı yakalamanın ise biraz daha çaba gerektirdiğini daha o zamanlar anlamıştım.

Kendimi birden bire savunmasız, güçsüz hatta önünü bile göremeyecek kadar aklı karışmış, ne yapacağını bir türlü bilemez hallerimle, hayatın karşısında dikilip dururken yakaladığımda, birden bire anladım ki ‘ben zavallı bir istavrittim’. Aykaranlığı denen ÅŸeyse benim için bir tuzaktı.

Zaten normal bir insan, çoğunluğun yaşam adını verdiği o tuhaf serüvene başka hangi koşullar içinde adım atmayı becerebilirdi ki?

Sardalya avcılığı

Tepeköy, Karantina, Bozada ve civarlarında yaşayanların hayatları, hemencecik diplerinde tepeden bir kaç yüz metre aşağılarda, karaçam ağaçlarının sahille buluştuğu, masmavi enginliklerin henüz çöplüklere dadanmamış bembeyaz martılar, kumsallar ve kayalıklarla buluştuğu, buluşmakla da kalmayıp çoğu zaman yaşama karıştığı, deniz ile içiçedir.

Türlü renklere boyanmış sandalları, balık aÄŸları, dalgalar, deniz kırlangıçları, misina, olta, mantarın bir yakası, balıkçının kapanmayan iki yakası gözlenip, gram gram kurÅŸunlar, heyamolalar eÅŸliÄŸinde denize bırakılan o güzelim umutlar…

Kasım ayının ilk haftası başlayan av mevsiminin, Mart ayında ikinci yarısına girilir.  Bitime doğru gelir yaz. Kışlıklar uzunca bir süre yüzüne bile bakılmayacaklarından, elbise dolaplarının dip köşelerine veya yüklüklere dertop edilip kaldırılır, varsa naftalinlenir falan.

yazlıklar çıkarılır ve bol su ile yıkanır. Kül burada mangaldaki yerini leğene bırakmıştır.

Yaz oldukça sevilir Tepeköy civarında.

Denizde ise hazırlıklar baÅŸkadır. Büyük karınlı teknelerin aÄŸ donanımları deÄŸiÅŸtirilir, fanyalı olanlar derme çatma kurulmuÅŸ balıkçı barınaklarına yığılmadan önce iyice kuruması için serenlere çekilir , “onikilikler” ise, onları mekik ve masır iplikleriyle onaracak olan “usta” nın önune getirilip bırakılır, aylardır yüzüne bakılmamış eski tekneler, terkedilmiÅŸ hallerinden koparılıp, onarım için ve löküz kayığı olarak kullanılmak üzere,  feleklere çekilirek bakıma alınır, herkesin yüzü gözü yaÄŸlı boya, macun ve bezir yağına bulanır, gülünür , ÅŸakalaşılır, eÄŸlenilir.

İşte Sardalya Avı o zamana denk gelir.

Bu satırların yazarı artık bir gözlemcidir. Ve sardalya avına çıkar.

Herkes gibi onun da bir düşü, bir amacı, var olabilmek için sardalya avına ihtiyacı vardır.

‘Suyun getirdiÄŸi yaÅŸama karışmıştır artık’ da denilebilir buna…

Ve kendisi yaÅŸadıkça, kapıldığı serüvende biriktirmiÅŸ olduÄŸunu getirir yazdıklarının içine usulca bırakır.  O artık bir gözlemci olmanın ötesine geçmiÅŸ, okuyucusu ile gözlemledikleri arasında mekik dokuyan bir aÄŸ ustası’ na dönüşmüştür ve böylece;

Sabırla, inatla ve inançla aktarmaya çalışmaktadır, pul pul biriktirdiÄŸini…

Sardalya avı çatısı

Yürümek yerine suda koşmaya yeltenen, bir süre çabaladıktan sonra yüzerek bunu yapan bir deniz insanına sade ve duru olanın ne olduğunu tarif etmeniz hiç ama hiç gerekmez. O kendi iç yordamıyla, sizin tarifinizin görkemli hallerini doğalın ve yalının nazik bileşiminde, bir biçimde dengelemiş içselleştirmiştir. Dolay işe karıştığında asi, karanlık işe karıştığında ise romantiktir denizci. Sorunlar yerine çözümde, dengeler içinde eşitlikte, emeğin söz konusu olduğu durumlarda ise, metanın soykütüğünü anlamlı olandan yana kurmanın çabası içinde rastlaşırsınız onunla. O bunları yapabilmenin, içinde bulunduğu denize ekleyeceği bereketin de farkındadır öyleyse.

Günümüz koÅŸullarında kazanımların deÄŸil de edinimlerin anlamlı bulunduÄŸu bir düzenin ÅŸekillendirdiÄŸi o muhteÅŸem deÄŸerlerin yani; piyasanın, talebin, kârın veya zararın belirlediÄŸi ÅŸekilsel olguların düşünsel ürünlere uygulanışı karşısında ise bu deniz insanının tutumunu, olsa olsa “bu bir korsanlıktır” diyerek tarif edebilir, niteleyebilir veya öteleyebiliriz.

Anlatan ve dinleyen arasına sokuÅŸturulan türlü mekanizmaların iletiÅŸimi kolaylaÅŸtırmak yerine bir biçimde bozduÄŸu, verimsizleÅŸtirdiÄŸi, bereketini sömürdüğü o malum ortamların etrafından dolaÅŸan kestirme bir yol veya patikadır Sardalya. Bu anlamda Sardalya’da çetrefili tercih etmek yerine, anlatılanın dinleyiciye dolaysızca sunulması hedeflenmiÅŸtir. Gösterilen çabada ise emeÄŸin hakkı eÅŸit olarak paylaÅŸtırılmıştır anlatan ve dinleyene. Bu nedenle sardalya kurgulandığı ortamın saÄŸladığı olanaklar dahilinde bir sohbete dönüşmüş ve bu sohbetin edebi olup olmama tartışması ise izleyicisine bırakılmıştır.

Kavramı belirleyen o kutsal dönüşümün çevrimiçi sayfalara neden yansıtılması gerektiğini özetlemiş olduğumu sanırım artık rahatlıkla söyleyebilirim. Ve bunu yapmakla da zihnin önüne, üzerinde sakin bir ağırbaşlılıkla düşünülmesi gereken bir sorguyu getirmiş ve bırakmış da olurum. Sonsuz bir varoluş çabasıyla, işi gücü sadece üremekten ibaret olan bir insanı denklemin bir köşesine, üzerine türlü yordamlar, tuhaf birikintiler ve sorularla yüklendiğimiz insanı ise eşitliğin diğer tarafına koymayı hedeflerim. İlkinde bulunan acelecik, boşvermişlik ve kaygısızlık istavrite, diğerinde ete kemiğe bürünen düşünce ve değerlilik ise pullu balıklara özgü bir lezzettir de diyebilirim sıkılmadan.

Sade olan tümceyle;

Bir ilk roman tadında yazmayı umduÄŸum, her çocuÄŸun bir çocuk, her babanın bir baba olduÄŸu, masumiyet ile baÅŸlayan sonra sonra hikâyenin önemli karakterlerinden biri olan Afetana’nın aÄŸzından duyacağımız “benim için göç demek, yurdundan toprağından hiç ummadığın bir anda acımasızca çekilip koparılmaktır. Bir daha tam bir asır boyunca bir türlü filizlenememektir savrulduÄŸun toprakta. Arkasından yüz yıl gelir, üç kuÅŸak heder olur.” tümcesi ile hem geriye köklere, hem ileriye bir aÅŸka doÄŸru akan bir hikâye. Yine bu hikâyenin bölüm bölüm yazılışının an’a yansıyor oluÅŸu, içinde barınanın, türlü metinlere, hikâyelere yeniden konu oluÅŸu bulunuyor sardalyada.

İlk roman’ın bölümlerinden masumlukla ilgilenen Yelkanat‘ı, karakterlerin izlerini taşıyan Esintiler‘i, karakterlerin geçmiÅŸi ve süregiden öykülerinin yer aldığı YaÄŸmurlar bölümünü, bir aÅŸk ve göç hikayesi baÅŸlığı altında bulacaksınız. Anlatım sürecinde karşılaÅŸtıklarımı, yeterince birikene, tomarlaşıp ürüne dönüşebileceÄŸi an’a kadar, günce ayracına koyarak sunmayı hedefledim. Ayrıca, herhangi bir sebepten ötürü okumaya zaman ayıramayanların ve yahut buna olanağı bulunmayan okurların, sesli roman baÅŸlığı altında sunulan okuma parçaları ile hikayeye ulaÅŸmasını da saÄŸlamaya çalışıyorum. Okuma parçaları kayıtları tamamlandıkça ilgili metinlerin altında da sunuluyor. Okumaların özellikle amatör gereçlerle ve okuyucu katılımıyla yapılmasını arzuladığımı sanırım söylememe gerek yok. Amatör kayda yöneliÅŸim de okuyucunun projeme katılmasını, hikâye ile bütünleÅŸmesini teÅŸvik etmekte, bir biçimde okurun yine okur karşısına çıkmasını saÄŸlamakta. Yeri gelmiÅŸken sayın Eren Çelebi‘ye o yumuÅŸak ve akıcı sesini bizden esirgemediÄŸi için teÅŸekkür ediyorum.

Günce ayracına aldığım Günlük güneÅŸlik bölümü ise bu serüvenin adım adım geliÅŸimini ‘Hal ve gidiÅŸat’, ‘Sevgili günlük’ gibi baÅŸlıklarının altında sunmaya çalışır, süreç içerisinde birikenleri; notları, karalamaları ve üzerinde tartışılmasını deÄŸerli bulduÄŸum durumları bir biçimde takipçisine hatırlatmayı amaçlar. Yine okuyucunun günce içerisinde bulunan ‘Kutsal metinler’ baÅŸlığını araladığında geometrik metinlere ulaÅŸmasını da saÄŸlamaya çalıştım.

Oluşumu tamamlanan anlatıya dönüşen kurguların, yine zamanı geldikçe Sardalya çatısın altında, günce gibi bir alt alanın içinde barındıralacağını söylememde yarar var.

Ayrıca Sardalya avı çatısını resimleyen görsel ifadeler ve betimlemelerin, sevgili dostum Nilgün Akyol‘un hünerli ellerinden çıktığını sevinerek ifade etmeliyim. Çalışmanın özgünlüğü için harcadığı emek ve çabadan ne kadar güç aldığımı ise anlatmak çok zor. Bu vesileyle hem sizlere bir hatırlatma yapabildiÄŸim hem de kendisine teÅŸekkür edebilme fırsatını bulabildiÄŸim için mutluyum.

Yine burada açıklamayı unuttuğum veya bir biçimde gözümden kaçmış olan herhangi bir konuda sorusu olanların; yazar@sardalyaavi.com veya mertataol@gmail.com adresleri üzerinden bana ulaşmaya çalışmalarını sevinçle karşılayacağımı söylemeyi istiyorum.

Hepinize iyi yolculuklar dilerken, serüveninizin bereketli geçmesini umuyorum.

Rasgele.

Mert Ataol; Ağ Ustası

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>