Ne Demişler?

Ne Dinlenilmiş

Nar

Sade’yi bir kaç kez daha sağaltarak, varılabilecek son noktaya kadar gidebilmeyi ummuştum. Gözlerimi kapattım. Ağaç kırmızı çiçekleri ile gözlerimin önünden gitmiyor ki. Sonra her aklıevvel kişi gibi ağacın kendisini boş verip meyvası ile uğraşmanın kolaycılığını seçip…
Ama ya sararan yaprakları?

Sağ tarafımdaki mağazanın geniş ekranlarından akan mısır piramitleri var. “Binlerce yıl evvel Orion takımyıldızlarını işaret edecek biçimde konumlanmış olan piramitler…”

‘İyi ama biz binlerce yıl daha ilerideyiz o zamandan’ diye düşündüm. ‘Şimdi de aynı takım yıldızlarını mı gösteriyor piramitler?’
Değilmiş. Güneş sistemi hareketli olduğundan artık başka bir takım yıldızı işaret ediyormuş piramitler. Hem zaten 12 burç değil de 13 burç varmış gök yüzlerimizde falan filan.

O arada ben bıçağı meyvanın sağlam derisine iyice batırmış yuvarlak gövdesinde derin kesikler eşliğinde yaralar açıyordum. Ellerime bulandı meyvenin kanı.
Olası yüzlerce taneyi bir anda kesip doğrayarak, ortadan ikiye ayırabilmiştim meyvenin gövdesini.
Ağacının düzensiz biçimsel gövdesinin tersine, bu kadar olağanüstü biçimde dizilmiş ve sıralanmış taneleri görünce şaşaladım.

Ardından bir yaprak daha düştü ağaçtan.

Gözlerimi açtığımda, tam da cılız güneş ışınlarının başıma dik olarak geldiğini, o yüzden gözlerimin kamaştığını, güneş gözlüğümü yanıma almamış olduğumu, içten içe sulandığımı, dışa doğru kızardığımı farkettim.

Sonra düzensiz kalabalıktan biri, düzenli yürüyüşlerinden birini daha bırakıp yanıma sokularak şöyle dedi;
“Bütün bir gün boyunca oturup, bir ağacın kuytusuna düşen yaprakları sayabilecek kadar mı huzurlusun?”

Anımsadım bilge‘yi

İpin Ucu; (göz,den,”,düşünce)

Yorum Bırakabilirsiniz

 

 

 

BU HTML Etiketlerini Kullanabilirsiniz

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>