Ne söylendi?

Ve paylaştık

Konuksuz AÅŸk

***

Esra Cheshire, pikocuğu ile giriştiği ağız dalaşından kaçmak için bir süreliğine kendisini yatak odasının sessizliğine kapatmayı uygun buldu.
- Bana artık piko demesen,
Oysa PikocuÄŸum derken Esra’nın içi gidiyordu.
- Neyim ben Allahaşkına eski moda bir mutfak örtüsü mü?
- Ama sen seversin ki sana PikocuÄŸum dememi.
- Ama sevmiyorum. Hiç de sevmedim. Bir adım var yahu benim. Ööööfff !
Anlamıştı. Ona yakıştırdığı ve uzun zamandır benimsedikleri ‘isimcik’ artık kabul görmüyorsa, bunun elbette baÅŸka bir kadınla ilgisi vardı.
Tuvalet masasının önünde bir süre sessizce oyalandı. Kapının sertçe kapanışını duydu. Neden sonra parçalamak isteğiyle sıkı sıkıya kavradığı eşyaların, hınçla boğazları sıkılmış parfüm şişelerinin yere savrulduğunu farketti. Arkası felaketti bunun. Tek başına göğüslemek zorunda kalacağını bildiği, yeni yeni alınmış bir sürü elbisenin, yüklü alışveriş faturalarının, yakışsın veya yakışmasın yepyeni bir saç modelinin, kendisini erkekler hakkında sorgulamaya iteceği bir felaket.

Böyle zamanlarda, geleceği görebilmek için bilici olmaya hiç gerek yoktu. Gereğince yaşanmış olması yeterliydi benzer durumların.

Daha da kötüsü, iÅŸ iÅŸten geçtikten sonra kendisini oldukça kilo almış bulabilirdi. Dağılmaya veya ‘az öncenin’ buÄŸusunu biraz olsun dağıtmaya ihtiyacı vardı. Mantosunu aldı. ayakkabılarını çabucak giydi. Kapısını sıkı sıkıya kapatıp, kilidini bir kaç tur çevirdi. Dar sokaklardan geçip caddeye ulaÅŸtığında, bir taksiye durması için el ederken, kendi kendine gülümsediÄŸini farketti.

Sanki hep; “gitmesi gereken bir yol, varması gereken bir yer” varmış gibiydi…

***

“Hepimiz birer gezgin oluruz ay doÄŸduÄŸunda”.

“Var olduÄŸunu gözlemleyebildiÄŸimiz her ‘ÅŸey’, var olmanın bilinci ile donatılmıştır. Ve biz, bunların üreme yeteneÄŸine sahip olanlarını canlı, olamayanlarını ise basitçe cansız olarak adlandırabiliyoruz. Mülk edindiÄŸimiz ve iÅŸimize yarayabileceÄŸini düşündüğümüz her ÅŸeyi ise eÅŸya olarak tanımlarız. O halde buradan hareketle ‘bedenimiz bir eÅŸyadır’ demek ne kadar da doÄŸrudur ?”.

Aslında yazmak, dile getirmek, öfkeyle haykırmak yeri göğü inletmek, bağırarak, inleyerek veya aÄŸlayarak ifade etmek istediÄŸi tek cümle; “Rahat uyuyabilir miydin ki bu kadar, kollarım seni böylesine sıkı sıkıya sarmalamasa, bedenimle ısıtıp içini, yüreÄŸinle yanmasam, rüyalarımda?” dan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildi.

Ne anlamı vardı ki bütün bu yazdıklarının. Eni sonu bedenin bir hapishane olduÄŸuna gidip dayanacaktı iÅŸte bütün bütün söyleyebileceÄŸi. Oysa kendisi çok daha büyük bir ÅŸeyin tutsağıydı ki ÅŸimdi… İşte bunu dillendirmeyi umuyordu saatlerdir karaladıklarında. Anlatmak, bazen susmaktan daha çok bitiriyordu onu. Bazen de tersi yıkıcı oluyordu böylesi dillenmenin. Ama arkasından hep göz yaÅŸları gelirdi …Dillendirmenin.

AÅŸkın her defasında olmasa bile genellikle tek taraflı olduÄŸunu, çok uzun zaman önce öğrenmiÅŸti o. İki tarafın da eÅŸit derecede birbirini eÅŸit düzeyde sevemediklerini, yaÅŸananların çoÄŸu zaman tek taraflı kaldığını, diÄŸer tarafın sürece arasıra katıldığını, çoklukla da oyunbozanlık ettiÄŸini falan…

Oysa aşk kendi başınayken bile, oldukça yoğun bir dengesizlikti.

Ama aslında o, aşkın bulunmak istenene yönelmiş bir arayış, bir yolculuk olduğunu, bu yolculuğun da genellikle hiç yol arkadaşı, yahut kendinden başka yolcusu olmadığını, hanidir biliyordu. Konuksuzdu aşk. Üstlerine sıkı sıkıya kapanmış kapıların ardında, tozlanmamaması için çarşaflarla örtülmüş duyguların saklandığı bir misafir odasıydı. Ev sahibinin bile, özel bir konuğu olmadan girmek istemediği yasak odalardan biriydi işte aşk denilen. Ne kadar tozu alınırsa alınsın, eşyalar zaman içinde eskir, konuksuzluktan yıpranır, kapısı açılmaya açılmaya insan ruhunun derinliklerinde zamanla varlığı unutulup terkedilirdi.

Üzerinden yeterince zaman geçtikten sonra, artık varlığı bile tartışılır olurdu böylesi duyguların. İnanmayı seçerdi kimi zaman insan, kimi zaman da yok saymayı. Oysa uzun zaman önce kendiliğinden kaybolup giden, işte bu yüzden, kaybolup gidebildiği için yok sayılan bir şeydi aşk.

…Ve AÅŸk, en büyük kaybımızdı bizim.” diye içlendi.

***

Bir gün önce

İpin Ucu ( Misafir bekliyor muydun annem : -)
Diğer ucu ( Canlı cansız ayrımında mantık hatası aramayınız lütfen.)

Yorum Bırakabilirsiniz

 

 

 

BU HTML Etiketlerini Kullanabilirsiniz

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>