Ne söylendi?

Ve paylaştık

Kehanet ve çingene

Üstünü vereceğim dedi çingene, saymaya başladı bir bir. Sol elinde tuttuğu yeşil yirmilik, sağ elinde avuçlarımızın terli izleri.

Sayıyor ha sayıyor.

Bizi, yirmiliği, geleceğimizi, geçmişimizi, olacakların hesabına kırmızı gülün yapraklarıyla bir bir.
Sayarken de övüyor birde yer yer, yer yer de parçalı bulutlu oluyor, sıkıntısı olmasa parıldayacak güneş.

O söylüyor.

Biz bakıyoruz. Kapkara gözlerinden ilhamlar taşıyor şimdi. Yer yer esiyor rüzgar. Bir yel kanat, tutunmuş da kendi meltemine, sürükleniveriyor hızla moda önlerine.
Martıların doğum sancıları, geçmiş günlere inat, kayalıklarda avcı kedi kaygısı. Bir tuhaf oyun kuruluyor etrafta. Anlaşılır bir yanı da var bunun.
Taraflar açık seçik, her birinin payına ve paydasına meşk düşüyor.

Birden içimizdeki tüm heyecanı dağıtıyor geleceğe yönelik cümleler. Bu bir yaşam çizgisi, uzun olan da kısmetimiz olacakmış bundan sonra.
Demek istediği aslında, saçların saçlarıma, gözlerin gözlerime, oradan nefesime, dolup boşaldığım yerlere, yürek atışlarıma.

Aslında sızdın demeliyim ruhuma ve aniden…

Öylece birden bire doluverdin içime, bir güvercin süzüldü sözlerinden, ürkek, kırılgan, biraz telaşlı, oldukça da yürekli. Tam da taşın üstüne kondu. Taşadurdu güvercin.
İçimden yine.
Vuruldu ya güvercin, bir diÄŸerine…

Çin, ge, ne…

İleriki ağacın gölgesinde, bir gözü kapalı, çömelik, sinik çukurlarına omuzlarının, üstünden koca bir hayat geçmiş. O yüzden iyice kaçmış çukurlarına gözü, bir diğer çingenenin.
Serinliyor. Kara, kuru, zayıf ama esmer değil. Bu oldukça sarışını kahinler grubunun. Açıkta kalan sağ gözüyle, süzüyor bizi.

“Neresi yanlış bunun” diyesim geliyor ona, bir damla olup.

Birden falımı balla kesiveriyor.

Hızla gidip ellerimi kapalı gözüne bastırıyorum sarışın olanının. Büyük bir gürültü oluyor sonra. Sıkı sıkıya tutunuyoruz birbirimize.

Önümüzde dünyanın kapıları açılıyor.

Sonra sırlar ardı ardına akıveriyor gölgeliklere sığınanların ağzından. Hepsinin sesi aynı, hepsinin şarkıları aynı telde. Sesler tılsımlı bir oratoryonun, ardışık melodisini dalgalarla buluşturuyor.

Diyorlar ki;

Denizler bütün evrenin, ortak akıl ve bilincinin biriktiÄŸi yerlerdir. O yüzden bütün renkleri görebiliyorsunuz içinde. Her birinin mutlaka bir adı var bizim dilimizde. ‘Sizinkinin adını aÅŸk koyacağız’, haydi sarılın birbirinizin oynak dalgalarına, ve yüzün her biriniz, dilediÄŸinizce.”

Ah, benimse o kalçalara, zaten içim gidiyor…

Sonra hepsi birden başladıkları gibi susuyorlar. Bir gül tomurcuğu açıyor okuduğumuz kitapların içinde. Bir birimiz için ayırdığımız cümlelerde buluşuyor dudaklarımız. Savaşkan kediler yerlerini sevişken dalgalara bırakıyorlar. Martılar suyla buluşuyor, ellerimiz tutuşuyorken birbirleriyle. Oyun bitiyor.

Aslında,

Biz zorlamasak, dayatmasak bu kadar, onlar çiçek dağıtmayacak belki, birbirlerine sarılıp, sahilde yürüyen sevgililere…

Yahut kimse fark edemeyecek içindeki derinliği. Sırrına eremeyecek neden yaşadığının.

Belki de,
Asıl hayat, o kopkoyu gözlerde…

Yorum Bırakabilirsiniz

 

 

 

BU HTML Etiketlerini Kullanabilirsiniz

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>