Hasan Almaz
***
O günden sonra Coşkun’u bir daha uyku tutmuyor. Karantina küçük bir yer, Coşkun’ un kahvesi, daha da küçük Karantina’dan. Üstüne üstlük, geçen yıl darbe yapıldığından, sımsıkı bir yönetim, bolca muhbir ve şikayet de oluyor.
Gecenin on biri geldiği anda, kahvenin ışıkları kapatılıyor, müşterileri ise evlerine gönderiliyor. Sonra bunlar, Berduş ile çay ocağının sotesine çekilip, bir yandan bardakları yıkıyor, diğer yanda da otu boka sarıp, gün boyu dağılmış kafalarını toparlıyorlar.
Berduş çok içtiğinde anında kaykılıyor bulunduğu yerde, sabaha kadar da elleşmiyor Coşkun ona. Ama şimdi konuşuyorlar. Berduş gün boyu, gelip gidip, Pembe’yi anlatıyor Coşkun’un kulağına. Anlatma sırası Coşkuna ancak bu saatlerde gelebiliyor işten güçten.
En sevdiği saatlerde bunlar zaten Coşkun’un. Bütün gün özellikle cam kenarındaki masalara servise koşuşturduğundan, müşterileri dip köşelerde oynadıkları taş oyunlarını bırakıp, pişpirikle yetinmek üzere, cama yakın masalara toparlanıyorlar ister istemez. Coşkun’ un çayı güzel, kahvesi de kordon manzaralı olduğundan gelen geçen de kesiliyor istemeyerek.
Berduş, kayıp bir adam. Gençliğinde İskanbol’lara gidip çalışmışlığı var, oradan Şursa’ya, yine oradan da Ballışehir’e uğramışlığı var. Ancak dikiş dikmeyi bilmediğinden, tutturabildiği de olmamış hiç bir yerde. Dönüp gelmiş yine Tepeköy’ün cangıllarına. Orada da fazla barınamamış. Annesinden ısrarla para istemiş bir gün. Annesi de kefen parasını nerede sakladığını unuttuğundan, “param yok” diyip kestirip atmış. Sonra kadıncağızı, Himmi’ nin sarı Murat taksisiyle hastaneye zor yetiştirmişler, falan filan.
Birkaç gün Jandarmadan saklanmış bu Coşkun’un evinde. Sonra Jandarma aramayı kesmiş Berduş’u, Ana yüreği de dayanamayıp şikayetini geri almış veya aldırmış. Öyle diyorlar, anlatılan böyle.
O zamandan beri de Berduş ile Coşkun yaren olmuşlar. Çocukken Berduş’un, Coşkun’a attığı kazıklar unutulmuş, kahvede garsonluk yapar olmuş Berduş. Çay getiren berduş, çay götüren Berduş, boş toplayan Berduş, boş konuşan Berduş, çok konuşan Berduş, silip süpüren Berduş, bardak yıkayan Berduş, hesap toplayan Berduş, cebe indiren Berduş, çöp dökmeyi seven Berduş, ot sarmayı bilen Berduş.
Berduş Coşkun için, artık pek çok şey olmuş.
Nedense Berduş, bir türlü sızmak bilmiyor. Pembe konusu uzatıldıkça, büyüyen göz bebekleri, daha bir parıldıyor gibi ve bu seçiliyor loşlukta.
Pimpirik dolu bardağını alıp bir dikişte içiyor Coşkun. Muhabbeti uzatmasa hasretinden, uzatsa, bu defa da sinirinden uyuyamayacak. Nihayetinde hoşuna gideni yapıyor, görmezden geliyor çipil gözleri. İçine düşen kor alevi söndürmeye çalışıyor konuşarak.
“Pembe” diyor, “kiraz” diyor, “naz yapıyor” diyor.
“Onun, o alçak yüksek tepelerine, ev kurmasınlar” diyor Sonra.
“Ama ev kurdular bile çoktan” diye öykünüyor Berduş cigaralıktan bir nefes alıp.
Sonra cigarayı, Coşkuna uzatıyor. Coşkun, dumanlanıyor iyice.
“Ev kurdular yaa…” diye mırıldanıyor “çoktaaan” . Ama bunu söylerken a’yı iç çekerek ve geçirerek öyle bir vurguluyor ki.
“Ama sende biliyorsun ki ahretliğim, Hasan almaz, basan alır.” diyor nefeslenerek Berduş.
Gülüşüyorlar…
Sonra Plajı anlatıyor Berduş. Turistleri anlatıyor, güneşlenenleri, kamp alanında sarmaş dolaş olanları anlatıyor. Süt gibi bacakları olanları, mısır tanelerini anlatıyor göğüs uçlarına bakarak genç kızların.
Karavanları, karavanın içinden seçilebildiği kadarını, gözetlediği sahneleri anlatıyor, şezlongları.
“Bir hafta” gazozlarının serinliğini anlatıyor ve yine dönüyor kamp alanına, duşlarda olanları anlatıyor, dönüp dolanıp, gelip duruyor kamp alanındaki kiraz ağacının dibine.
Coşkun’ a bakıyor şimdi, onun kiraz ağacına nasıl tırmandığına bakıyor aceleyle. Pembe’ye nasıl vurulduğuna bakıyor onun, kırmızıya nasıl bu kadar hasret kaldığına, çıtır çıtır yanışına bakıyor kiraz ağacının…
***
Ne söylendi?