Ne söylendi?

Ve paylaştık

Güverc

“..Türkiye’yle ilgili kaygılarımın başında,ülkenin giderek çok gerici olması geliyor.
Çok geri gitti hakikaten, insanlar çok tutuculaştı. Sanırım demokrasi devlet
yöneticilerini ürküttü ve onu farklı yorumlamaya çalıştılar. Demokrasi deyince
nedir, halkın karar mekanizmasına katılması anlaşılır. Ama sanırım süreç içinde
egemen güçler bunun yanlış olduğunu gördüler. Karar mekanizmasına da halkı
katmamak gerekir diye düşündüler. Örgütlü bir toplum demokrasinin temel
varoluş biçimlerinden birisiyken, onun egemen güçlerin oldukça aleyhine
geliştiğini gördükçe süreç içerisinde bunu kırmaya çalışıyorlar. Mesela öğretim
üyeleri izinsiz sivil toplum örgütlerine yönetici, üye olamayacakmış.
Düşünebiliyor musun? Böyle bir şey olur mu hiç? Örneğin ben Türkiye Felsefe
Kurumu üyesiydim. Bu benim dışımda olan bir şeydir. Öyle bir oluşuma üye
olmamam bir defa saçmalık olur. Türkiye Yazarlar Sendikası’nın yönetim kurulu
üyesiydim, şimdi üyesiyim mesela. Bu şuna benziyor: Kuş uçmak için izin almalı.
Böyle bir şey olur mu, izinle uçar mı kuş? Böyle bir sınıra getirdiler işi.

…Salih Bolat Röportajından -22 Ocak 2009-

Sonra kanatlarından tutup sürükleye sürükleye önüme getirip, taş zemine attılar kuşu. Göz göze gelmek istemezdim böyle anlarda. Acı, içimde kalmasın sökülmez, atılmaz olurdu daha sonra. Bilirdim. On beş yıldır ‘Özgürlük Ülkesi’nde sınır boyu kontrol noktası görevlisiydim. Ünüm Bilmez, lakabım da Görmezdi. Elinde, bir defada 32 adet mermiyi bir anda hedefine ‘şarr-jöörrr’ diye boşaltan silahı tutan muhafıza baktım.
- Adı ne bunun?
- Kuş diyorlarmış kendisine efendim.
- Nasıl?
- Güvercin efendim. Bildiğimiz güverc… Öyle sert bir bakış atmıştım ki muhafızın yüzüne, sözünün kalan kısmını yutmak zorunda kaldı.
- Hah, dedim. Bir bu eksikti. Nereden geliyormuş?
- Ha bura’dan. Eliyle karşıki dağları, tepeleri gösterdi. İyi bilirdim oraları. Her koyağında düşmanlarımız, her mağarasında memleket evlatlarımızı yok eden silahlar vardı. Oradan gelenlere özel ihtimam gösterilirdi görev yaptığım yerde. Dağ, oldum olası şüpheli, dağ çiçek vermeyeniydi bu coğrafyanın. Ve ben bütün şüphelerimi yeniden kuşanmıştım, düşman hatlarından gelene karşı.
- Demek dağdan ha! Ne işi varmış buralarda sordunuz mu, ne arıyormuş?
- Sorduk efendim. Bize sadece “Guurrrrkkk” dedi.
- Konuşmuyor demek, öyle mi?
- Eee, şey efendim, gagasında bir şey vardı da bunun,
- Ney vardı?
- Dal…
- Tarak! Ne dalı ulan bu! İşkillenmiştim. Yıllar yılı yanmış, yıkılmış eteklerinden umut dolu bir fidan fışkırmayan bu dağdan, bir bitkinin getirilmesini aklım pek kesmiyordu.
- Yanılmış olmayasınız, silah falan olmasın o, bir tuzak, bir ihtimal?
- Hayır efendim, bir güzel araştırdık.
Şüpheli bir şey yoktu demek. Ama benim uzmanlık alanım ortaya çıkarmaktı. En iyi bildiğim şeydi bu çıkarmak. Niceleri geçmişti de ellerimden. Ben istersem olur, ben istersem ölürdü her şey. Ne bir insan, ne bir…
Bilmiyordu aptal kuş demek, ama öğrenecekti. Yetkili yetkili gidip, sertçe önüne dikildim ve Sordum.
- Adın ne senin?
- Guurrrrrk.
- Ne demek lan Gurkk, Hayvan! Adam gibi konuşsana! Ne demek Guuurrk ?
- Efendim o bir kuşş, diyecek oldu muhafız. Bir üste bilgiçlik taslamak ha! Görev bilinci de hiç olmuyordu yeni yetme muhafızların? O da öğrenecekti nasılsa. Öğreneceklerdi. Öğreneceklerr! Ama önce ben, soracaktım.
- Kuş, muş. Anlamam ben! Soyun ulan şunu!
- Efendim yolsak?
İkiletmeyi sevmezdim. Söylediğim söz, dudaklarımın arasından çıkıp titreşime büründüğü an yapılmalıydı. Bağırdım;
- Neyi lan, neyi yolacaksınız!
- Tüyü efendim. Tüyü. Yutkundu muhafız. Efendim, bu bir barış güverc…
- Ne gerekiyorsa, diye haykırdım. Yapın! Yolacak mısınız, soyacak mısınız tam tekmil isterim ha! Muhafız davranacak oldu. Derken içeriye topuk selamı eşliğinde bir yardımcı girdi, kapıyı vurup. Açıktı kapı. Ama vurulmalıydı. Vurmak, vurulmak en geçerli saygıydı benim komuta bölgelerimde.
- Efendim Üs’ten arıyorlar, dedi. Selamını aldım önce. Telsizi uzattı. Arayan “yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar” dı. ‘Hazırola’ aldım kendim de dâhil bütün durumları, vaziyetleri. Karnım içerde, göğsüm dışarıdaydı bir şahin gibi. Tekmile vurdum.
- Yetkili, dedi telsizdeki büyük kişi. Topuklarımı bitiştirdim sertçe, ses duyulmuş olmalıydı diğer taraftan. Bir kaçak giriş olmuş sınırdan?
- Doğrudur efendim, diye gürledim. Bir kuş. Arkadaşlar gagasında bir dal ile yakalamışlar, sınırı aşarken tel örgüler üzerinden…
- Aferin, dedi cızırtılı ses. Aferin! Özgürlük ülkesinin yiğit evlatları böyle olmalı işte. Aferin! Görevlerini havada uçan, karada kaçana karşı büyük bir vazife aşkıyla yapaaaaannn….
Ne yalan söyleyeyim telsizi birazcık da olsun uzaklaştırdım yüzümden. Söylev bitene kadar da rahata aldım kendimi çaktırmadan.
…İşte böyle yapmalıydık bizler görevlerimizi. Göğsüm, duyduklarımdan ötürü gururla ve daha bir kabarmış, yanaklarımı al basmıştı. Devam etti;
- Ne dalıymış bu?
Muhafıza baktım. Sakince “Zeytin” dedi muhafız.
- Zeytin efendim, diye yüksek sesle tekrarladım.
- Bak sen şu işe, dedi ulu kişi. Sesi düşünceli geliyordu artık. Zeytin demek, hımmm. Nerden bulmuş sordunuz mu, Bölücü olmasın bu? Biliyorsunuz ki bölgeniz hassas bir yer. Gerçi vatan toprağının her karışı kutsal ama her neyse. Nereye gidiyormuş, amacı neymiş, her hangi bir örgüte bağlı mıymış? Sorun, öğrenin ve en kısa zamanda bana raporunuzu verin!
- Emredersiniz Efendim! Telsiz bir iki cızırdadı. Sonra sustu. Artık odada ben, muhafız, telsizi getiren yardımcı ve telsiz dört kişiydik. Sağdan saydırmaya gerek bile yoktu. Efendim?…
Demek şüphelerimde haklıydım. Koskoca ve büsbüyük kişi bile işkillenmişti ya durumdan, artık şüpheliyi elimden kimseler alamazdı. Bir işaretimle onu yerden kaldırıp masama koydu muhafız. Görev bilincimle yeniden sormaya başladım.
- Adın ne dedim sana!
- Guuurrrkkkk.
Yumuşamak, tatlı sert kıvamında olmak gerekiyordu demek. Kararlıydım. Hiç acele etmeden bir sigara yakıp dumanını yüzüne üfledim. Tam konuşturacaktım ki muhafızım atıldı;
- Efendim bunlar, bulgur falan severler, vardır mutfakta, isteteyim emrederseniz?
Olur, anlamında başımı salladım. Bir süre bekledik. Biraz kırılmış bulgur ve birazı ufalanmış bayat ekmek ile mutfakçı çıkageldi. Elindekileri alıp yol verdik mutfakçıya.Temiz bir tabağın içine ufalanmış ekmek kırıntıları ve bulgur tanelerini sürdüm önüne kuşun.
- Evladım, dedim uysallıkla. Biz burada görevimizi yapıyoruz. Haydi, bizi de kendini de yorma da söyleyiver, senin de vardır anan baban, bizim gibi. Birden bağırdım
- Nedir adlarıııı!
- Guuurrrrrkkkk!
- Guurrrk, Guurrk ta bir yere kadar ama. Usandırma da bizi söyle haydi adlarını, ha yavrum?
- Guuurrrrk.
Daha iyi yesin diye önüne biraz daha iteledim tabağı. Artık bir ayağı tabaktaydı. Bu çözülecek demekti ve yüklendim.
- Evladım bak! Burası özgürlük ülkesi toprakları. Öyle elini ko.. Pardon, kanadını kuyruğunu, sallaya sallaya uçamazsın ki sınırdan. Yok mu bir izin belgen, yok mu üzerinde bir evrak, bir kimlik belgesi falan, ha yavrum?
- Guurrrrk.
- Başçavuşun eşşeği mi osuruyor lan burada! Terbiyesiz! Artık zıvananda çıkmıştım.
- Guurrrkk.
Muhafız “konuşmayacak” dedi. Telsizci “konuşmaz bu” diye söylendi. Telsiz “Pıhhhh, pıııhhh” etti.
- Guuurrrrkkk!
- Derhal sessiz odayı hazırlayın, diye emrettim ben de. Etraftakiler topuk selamları eşliğinde hızla çıktılar odadan. Kuşa baktım. Pek zavallı duruyordu ama kandırmazdı beni. Hep ezik, hep melül, hep yaralı ve mahsun bir halde durmazlar mıydı şüpheliler karşımızda? Aldanamazdım.

****

Sessiz odadan çıktığımızda elimizde iki şey olabilirdi. Elbette birincisi oldu ve Raporumu da şöyle yazdım.

Özgürlük ülkesi yüce şefliğine,
Ekim, 19

Sınırlarımızdan, yanında bir zeytin dalı eşliğinde uçarak geçmeye çalışan, ancak muhafızlarımızca kıskıvrak yakalanan, yaptığımız sorgulamadan sonra adının guverc, soyadının yussuf, ana adının kumru olduğu, baba adının anlaşılamadığı ve kuş tabiiyetinde bulunduğunu öğrendiğimiz şahsın, dağdan uçmak suretiyle, sınırlarımızı ihlal ettiği,
Yine aynı sorguda; doğa hariç hiçbir örgütle bağlantısı olmadığını müteakip defalar yinelediği, kayıp eşini aradığı, o nedenle bir dal parçasını taşıdığı, amacının bölücülük olmadığı, anlaşılmıştır.
Yapılan yoklamada, şahsın üzerinde herhangi bir geçiş belgesi olmadığından, şahsa sınırlarımız dışına çıkartılacağı ve taşıdığı dala inceleme için el konulacağı bildirilmiş,
Ve iş bu evrak kendi tarafından da okutulup imzalanmıştır.
Saygılarımı sunarım efendim

Ek A: 1(yazıyla bir) adet zeytin dalı,
Ek B: Kayıp eşe dair soruşturma bilgileri,
Ek C: Birkaç gri tüy.
İmza..
Şahin Kulunuz

Ve ardından ben o gece, bir duble rakı eşliğinde nefis bir kızartma yedim. Kadehimi de Özgürlük ülkesinin şerefine kaldırdım.

1 Yorum Güverc

Yorum Bırakabilirsiniz

 

 

 

BU HTML Etiketlerini Kullanabilirsiniz

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>