Düşerim ki ben,
Minnacık bir deniz lalesi, kocaman bir arı, yer değiştirsek seninle, tersi olsa örneğin, düzeni değiştirsek, ben lale olsam, düzen değişir belki ama, düzülen kalır yine yerli yerinde. Lale olan yer mi ki bu aldatmacayı?
Yok…
Aslında senin zararın dokunmuyor ki bana, kendimi burkuyorum ben, yine kendime. Kadınların kadınları, erkeklerin erkekleri, çocukların çocukluklarını, kedilerin evcilliklerini pek sevememesi gibi bir durumda, kalakalmışız. Ayılasım da gelmiyor ki olan bitenden.
Birde oynadığım oyunlardaki bir tekeri eksik oyuncak arabalarımı…
Çekip de alıyormuş gibi birisi ellerimden.
Uykusuzluğumu, utangaçlığımı, çekinmeden ve üslupsuz konuştuklarımı, nereden kaldırıp nereye vuracağım
belirsiz ve tedirgin fikirlerimi, daha bilmem ne kadarını olumsuzluklarımın, bencilliğimi, safisizliğimi, darımı, dar
aÄŸacımı, daÄŸarcığımı, ve bilmem ne kadar da bekleyiÅŸimi seni…
Onca yılın ardından, birden bire apansız, düşlerimden sıyrılıp karşıma dikilişini, derin derin, siyah siyah, mavi yeşil, buluta göre değişen, güneşe göre değişen, denize göre değişen gözlerini, üzerimde bulurken ki hallerimi yeniden. Sahiden sevebileceğim yerde, bana ait olmayan bir yabanlığa, terk edişimi içimi. Sana gelmeyişimi, gelemeyişimi bir de, Kendime inat.
Ama,
Sana gelemeyişim, kaçmaktan değil senden.
Tersine çevirdik ya düzeni, korkum da bundan benim, düzmekten, olmadı düzülmekten yoluna keyiflice. DiÄŸerlerine benzemenin yankısı, yıpratıyor özümü, bu bile sana oldukça fazla özendiÄŸimden. Bunca iç geçiriÅŸim ayrıca sana, özlemekten fazla seni, yeniden ve yeniden…
Üzümsüz bir bağın, lüzumsuz bir kökü olmaktan, sonrasında vazgeçmekten bütün bağlardan ve bahçelerden. Gittikçe ufalırsa köküm diye ürpermekten duruluğunda, dokundukça boy atmaktan korkum, boşuna filizlenmekten, durup durup rüzgarı yemekten olur olmaz yerlerime.
Üşümekten.
Güze kadar yetişecek bir kahraman nasılsa hep olacak, sonrasında içilecek şarabından küfelik.
Üzüm gibi şıralık, kütük gibi çıralık olup bitirecekken,
ki terside doÄŸrudur bunun…
Bir mevsimde tükenmeyi ve ardından birkaç kız koşturan patlatıvermeyi içimizde.
Yıkılıp tuğlalara, dağılıp toza dönüştürmemek için bizi.
Birkaç mevsim boyunca, dudaklarından bile yasak kalırsın ki sen bana,
İçemem ve içilemem.
Budur belki de iyisi bir şarabın. Boşuna sürgün olanın dökülmesi küfelere, hasatlanması, damıtılması bilinmeyen mahzenlerde, beklenmesi ve bekletilmesi bir ömür.
Tazelenmesi yeniden, sonra tekrardan dökülmesi, içmeyi bilen dudaklardan,
En gizli köşelerimize
Ve hatta Köpeği bile öldüren acılıkta.
Sabır biraz,
Tam da seni bulmuşken, sere serpe, düşe kalka, dilediğimce ayıp, dilediğimce uzanmışken düşlerime, bir o kadar tutamayıp kendimi, avunuyorken, sarılıyorken seninle sarpa, yeniden umutlara, çekip gidenleri içimden, hiç ama hiç istemeden bir de, rayları boyunca kesişen makaslarla, göçüp giderken karanlıkta dumanı, sigaranın, bacasından, içimden geçen yolculukların, yolcularının bir de, bir oradan, birde şuraya bakınıp, hazır gitmişken.
Bir kirin, bir de pasın boyaları dökülmüşken üzerime, durup dururken gel dersen…
Seni görmeye gelirsem ben, düşerim ki oyuncak trenlerimden...
Kutsallığına sığınırım sonra sokakların. Vururum kaldırımlarına kendimi, bakınırım serseri denizlerime uzaktan,
Seslenirim çok ötelerden yazılmış hikayelere, yazılacak olana, sessizce ve kendiliğimden.
Dönemem daha,
Hazır gitmişken.
Hazır gitmiÅŸken…
Ne güzel, ne akıcı,özlemlerin tavan yaptığı şiirsel güzellikte kesitlerle ilerliyor böyle.
”Seni görmeye gelirsem ben, düşerim ki oyuncak trenlerimden…
Ve devamı..Çok güzel.Olağanüstüden bile öte..
Kutlarım..