Ne söylendi?

Ve paylaştık

DeLirik

***

Bilmem kaçıncı mektup

Uyanacağın saatlere kurdum kendimi. Kitaplığın üzerine yürüdüm, dolu bir sözlük, koca bir beyin, aptal bir gülüş, dik bir duruş eşliğinde, çektim vurdum kendimi. Kelimeler dökülüyor şimdi, kırmızı kırmızı, raftan, araftan. Paragraftan.
Halıya, umarsız hallerime, içimdeki deliye, deliriklere…

Bir söz kıvrılıyor dilimde, bir sus oluyor, bir pusa dönüşüyor hayalin. Ellerimle yokluyorum halıyı, hallerimi buluyorum orada, ellerime bulaşıyor kendi kanım, deliyi de okşuyorum gizliden.

Haniden sonra, sabaha karşı, moda sahilinde buluyorum deliyi. Üçü bir yerde, biri ayrıklarında otların, sevişirken hem de, çimenlerin üzerinde…

‘Söyle bana’ diyor cesur olanı. ‘Usulca söyle, çekinmeden, kimse duymadan öksüz cümlelerinle. Kimin boynu daha ince kılıçtan? Hangimiz daha büyük öleceÄŸiz? Senin görkemin, benim sidikli çocukluÄŸum. Seç birini. YaklaÅŸ, yaklaÅŸ kulağıma ve üfle, sur gibi, sır gibi ver bana sesini, göster kendini. Dövüşsene benimle! Ha bir büyücün vardır, yakarsın denizleri, gider çocukluÄŸuma danışırım ben de. En sümüklüsüne, kımıl kımıl, kumul kumul oynayanına hem de. Hangimiz daha güzel güleceÄŸiz sonuna’.

Al birini vur ötekine…

Şaşırmıyorum. Sabahın bu vakti, bütün vapurların telaşı, bu rıhtımda pinekliyor. Soğuğun, ücretlinin, sigara ve gazete satıcısının, büfecinin, dolmuş sürücüsünün, ayazdan sıkça büzüştüğü, birkaç martının, umarsızca, çekinmeden, bağıra çağıra, göstere göstere, inadım inat bize, sana bana, kara kediye, üslupsuz, balıksız ve keyiflice düzüştüğü iskele.
Sen görmesen de gösteriyor kendini utanmadan ve sıkılmadan ele güne.

Bir korna sesi, utanmaz utanmaz böğürüyor martılara, hem de ne biçim böğürme, yırtınıyor edepsiz. Vapurlar bacalarından aceleyle tutuşuyor. Koşanlar, denize ve gazetelerindeki simitlere sarılanlar, birkaç geveze, uykulu adımlar, hepsi, hepsi bir yerlere doluşuyorlar.
Gidecek bir yerleri olmasa ölür bunlar…

Bön bön ÅŸekeri olmuÅŸ yüzüm, bakınıyorum. Jelatini parıldıyor iskelenin. Herkesin üvey evladı gibi bu ÅŸehir, pek çoÄŸu da bu sokakları pek sevmiyor. DoÄŸru diyor ötekisi delinin. “Bunlar bu kadar uÄŸraÅŸmasalar, yapacak bir ÅŸeyleri kalmasa ve olmasa, herkes ölür, her ÅŸey ölür, silinir birden gökyüzü haha haytt”.

İşte bu kadar..

Doğrulup yerimden, uzun bir yürüyüşe kalkışıyorum, Adımlarım uyanacağın ana duyarlı bir saatin, sesini yankılıyor, tik tak, git bak, vakit var, acele yok!. Beni de kurtaran bu oluyor kendi ölümlerimden. Kelimeler boşlukta sekiyor. Iskalıyorum sözü. Gideceğim bir yer oluyorsun birden. Güneş doğarken tam da, yansıyorsun suyuma. Kıpırdanıyor içimdeki balıklar. Sana doğru koşmak geliyor içimden, gelmezsem ölürüm ben, kurtulamam ki bu deliriklerden…

***

1 Yorum DeLirik

  • Hala inatla gizliyor göz yaşını bulutlar. Oysa saatler öncesinden gözyaÅŸmalrına dokunmaya hazırlamıştım kendimi. Belki biraz daha hüznün dibine vurmak, biraz daha yasaklı düşler kurmak, delicesine yaÄŸmurda ıslanmak fikrini bu kadar benimsemiÅŸken, inatlaşıyoruz; ÅŸimÅŸekler haince çakıyor, bulutlar göz yaşını saklıyor, ben ve Sezen ısrarla bekliyor…
    Neyse ki imdadıma yetiÅŸti “Delirik” Çok geç deÄŸil demek ki “tik tak, git bak, vakit var, acele yok!.”

Yorum Bırakabilirsiniz

 

 

 

BU HTML Etiketlerini Kullanabilirsiniz

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>