<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sardalya Avı &#187; Yazılan</title>
	<atom:link href="http://www.sardalyaavi.com/category/yazilan/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sardalyaavi.com</link>
	<description>"Bir göç ve aşk hikayesi"</description>
	<lastBuildDate>Fri, 23 Jul 2010 16:46:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Konuksuz Aşk</title>
		<link>http://www.sardalyaavi.com/konuksuz-ask.html</link>
		<comments>http://www.sardalyaavi.com/konuksuz-ask.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Apr 2010 15:51:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılan]]></category>
		<category><![CDATA[Yitik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sardalyaavi.com/?p=720</guid>
		<description><![CDATA[*** Esra Cheshire, pikocuğu ile giriştiği ağız dalaşından kaçmak için bir süreliğine kendisini yatak odasının sessizliğine kapatmayı uygun buldu. - Bana artık piko demesen, Oysa Pikocuğum derken Esra&#8217;nın içi gidiyordu. - Neyim ben Allahaşkına eski moda bir mutfak örtüsü mü? - Ama sen seversin ki sana Pikocuğum dememi. - Ama sevmiyorum. Hiç de sevmedim. Bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Esra Cheshire, pikocuğu ile giriştiği ağız dalaşından kaçmak için bir süreliğine kendisini yatak odasının sessizliğine kapatmayı uygun buldu.<br />
- Bana artık piko demesen,<br />
Oysa Pikocuğum derken Esra&#8217;nın içi gidiyordu.<br />
- Neyim ben Allahaşkına eski moda bir mutfak örtüsü mü?<br />
- Ama sen seversin ki sana Pikocuğum dememi.<br />
- Ama sevmiyorum. Hiç de sevmedim. Bir adım var yahu benim. Ööööfff !<br />
Anlamıştı. Ona yakıştırdığı ve uzun zamandır benimsedikleri &#8216;isimcik&#8217; artık kabul görmüyorsa, bunun elbette başka bir kadınla ilgisi vardı.<br />
Tuvalet masasının önünde bir süre sessizce oyalandı. Kapının sertçe kapanışını duydu. Neden sonra parçalamak isteğiyle sıkı sıkıya kavradığı eşyaların, hınçla boğazları sıkılmış parfüm şişelerinin yere savrulduğunu farketti. Arkası felaketti bunun. Tek başına göğüslemek zorunda kalacağını bildiği, yeni yeni alınmış bir sürü elbisenin, yüklü alışveriş faturalarının,  yakışsın veya yakışmasın yepyeni bir saç modelinin, kendisini erkekler hakkında sorgulamaya iteceği bir felaket.</p>
<p>Böyle zamanlarda, geleceği görebilmek için bilici olmaya hiç gerek yoktu. Gereğince yaşanmış olması yeterliydi benzer durumların.</p>
<p>Daha da kötüsü, iş işten geçtikten sonra kendisini oldukça kilo almış bulabilirdi. Dağılmaya veya &#8216;az öncenin&#8217; buğusunu biraz olsun dağıtmaya ihtiyacı vardı. Mantosunu aldı. ayakkabılarını çabucak giydi. Kapısını sıkı sıkıya kapatıp, kilidini bir kaç tur  çevirdi. Dar sokaklardan geçip caddeye ulaştığında, bir taksiye durması için el ederken, kendi kendine gülümsediğini farketti.</p>
<p>Sanki hep; &#8220;gitmesi gereken bir yol, varması gereken bir yer&#8221; varmış gibiydi&#8230;<br />
<span id="more-720"></span></p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>&#8220;Hepimiz birer gezgin oluruz ay doğduğunda&#8221;.</p>
<p>&#8220;Var olduğunu gözlemleyebildiğimiz her &#8216;şey&#8217;, var olmanın bilinci ile donatılmıştır.  Ve biz, bunların üreme yeteneğine sahip olanlarını canlı, olamayanlarını ise basitçe cansız olarak adlandırabiliyoruz. Mülk edindiğimiz ve işimize yarayabileceğini düşündüğümüz her şeyi ise  eşya olarak tanımlarız. O halde buradan hareketle &#8216;bedenimiz bir eşyadır&#8217; demek ne kadar da doğrudur ?&#8221;.</p>
<p>Aslında yazmak, dile getirmek, öfkeyle haykırmak yeri göğü inletmek, bağırarak, inleyerek veya ağlayarak ifade etmek istediği tek cümle; &#8220;<strong>Rahat uyuyabilir miydin ki bu kadar, kollarım seni böylesine sıkı sıkıya sarmalamasa, bedenimle ısıtıp içini, yüreğinle yanmasam, rüyalarımda?</strong>&#8221; dan başka bir şey değildi.</p>
<p>Ne anlamı vardı ki bütün bu yazdıklarının. Eni sonu bedenin bir hapishane olduğuna gidip dayanacaktı işte bütün bütün söyleyebileceği. Oysa kendisi çok daha büyük bir şeyin tutsağıydı ki şimdi&#8230;  İşte bunu dillendirmeyi umuyordu saatlerdir karaladıklarında. Anlatmak, bazen susmaktan  daha çok bitiriyordu onu. Bazen de tersi yıkıcı oluyordu böylesi dillenmenin. Ama arkasından hep göz yaşları gelirdi &#8230;Dillendirmenin.</p>
<p>Aşkın her defasında olmasa bile genellikle tek taraflı olduğunu, çok uzun zaman önce öğrenmişti o. İki tarafın da eşit derecede birbirini eşit düzeyde sevemediklerini, yaşananların çoğu zaman tek taraflı kaldığını, diğer tarafın sürece arasıra katıldığını, çoklukla da oyunbozanlık ettiğini falan&#8230;</p>
<p>Oysa aşk kendi başınayken bile, oldukça yoğun bir dengesizlikti.</p>
<p>Ama aslında o, aşkın bulunmak istenene yönelmiş bir arayış, bir yolculuk olduğunu, bu yolculuğun da genellikle hiç yol arkadaşı, yahut kendinden başka yolcusu olmadığını, hanidir biliyordu. Konuksuzdu aşk. Üstlerine sıkı sıkıya kapanmış kapıların ardında, tozlanmamaması için çarşaflarla örtülmüş duyguların saklandığı bir misafir odasıydı. Ev sahibinin bile, özel bir konuğu olmadan girmek istemediği yasak odalardan biriydi işte aşk denilen. Ne kadar tozu alınırsa alınsın, eşyalar zaman içinde eskir, konuksuzluktan yıpranır, kapısı açılmaya açılmaya insan ruhunun derinliklerinde zamanla varlığı unutulup terkedilirdi.</p>
<p>Üzerinden yeterince zaman geçtikten sonra, artık varlığı bile tartışılır olurdu böylesi duyguların. İnanmayı seçerdi kimi zaman insan, kimi zaman da yok saymayı. Oysa uzun zaman önce kendiliğinden kaybolup giden, işte bu yüzden, kaybolup gidebildiği için yok sayılan bir şeydi aşk.</p>
<p>&#8221; <strong>&#8230;Ve Aşk, en büyük kaybımızdı bizim.</strong>&#8221; diye içlendi.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: right;"><strong>Bir gün önce</strong></p>
<p>İpin Ucu ( Misafir bekliyor muydun annem : -)<br />
Diğer ucu ( Canlı cansız ayrımında mantık hatası aramayınız lütfen.)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sardalyaavi.com/konuksuz-ask.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yapraklarını dökmek</title>
		<link>http://www.sardalyaavi.com/yapraklarini-dokmek.html</link>
		<comments>http://www.sardalyaavi.com/yapraklarini-dokmek.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Dec 2009 11:02:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sardalyaavi.com/?p=663</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Ağaç, gün ışığını alabilmek için o kadar çok eğilmiş ki, şu an süregiden bu korkunç fırtınaya nasıl dayanacağını kendisi de bilmiyor.&#8221; Sesli notlarımdan Her şey sürer gider, eğer ben bu şeylere, &#8216;neden?&#8217; diye sorarsam, &#8216;şeyler&#8217; benim sorgumdan, bir sonuç çıkarma talebime çabucak ve kolaylıkla yanıt verebilir. İlk bakışta aldığım yanıtlar, kısa bir süre için doğru [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;">&#8220;<em>Ağaç, gün ışığını alabilmek için o kadar çok eğilmiş ki, şu an süregiden bu korkunç fırtınaya nasıl dayanacağını kendisi de bilmiyor.</em>&#8221;<br />
<strong>Sesli notlarımdan</strong></p>
<p>Her şey sürer gider, eğer ben bu şeylere, &#8216;neden?&#8217; diye sorarsam, &#8216;şeyler&#8217; benim sorgumdan, bir sonuç çıkarma talebime çabucak ve kolaylıkla yanıt verebilir.<br />
İlk bakışta aldığım yanıtlar, kısa bir süre için doğru imiş gibi görünür, ancak zaman içinde çelişkiler ve çatışkıların kaçınılmaz hale geldiğini de çok gördüm.<br />
Bu noktada süregidenden sonuç çıkarmak &#8216;Neden?&#8217; sorusu ile çok da anlamlı değildir. Onun yerine; bizi süregidenler karşısında sonuca en çok yaklaştırmasını umduğumuz sorguda &#8216;nasıl?&#8217; sakince yerini almalıdır.<br />
&#8216;Nasıl&#8217; bizi süregiden konusunda durağan bir sonuca değil, devingen ve değişken sonuçlar elde etmeye, sorgumuzu sürekli güncel ve akışkan tutma konusunda dinamik bir yapıya kavuşturur.</p>
<p>Artık diyebiliriz ki; her şey süreç içinde olur. Sonuç beklemek bu süreci durağanlaştırma talebinden başka yankı üretmez. Olsa olsa bizi durağan ve gerçeklerden kopuk veya gerçeğin bir anlığına parçası olmuş ancak, artık sadece yanılsamalar kümesine dönüşmüş bir yansının basit bir elemanı ile tanıştırır. Ve &#8220;neden?&#8221; sorgusu, bu her basit elemanı, yeni bir yanılsama kümesine dönüştürme potansiyelini içinde barındırır.<br />
<span id="more-663"></span><br />
Bu noktadan hareketle; &#8216;hayatlarında süreci yaşayanlar ile sonucu bekleyenler arasında tıpkı &#8220;neden? &#8211; nasıl?&#8221; arasındaki ilişki gibi yaşamı algılama farklılıkları vardır.&#8217; diyebiliriz.</p>
<p>Sonucu bekleyenler, sürekli bir amaç uğruna bıkmadan ,yorulmadan ve usanmadan debelenip dururlar. Sonuca yaklaştıklarında veya elde ettiklerini sonuç olarak algıladıklarında, derhal yeni bir sonuç beklentisini, hedeflerinin arasına koymaktan çekinmezler ve bunu yaparlar da. Onlar için sonuç üretmek asla bitmeyen bir akışkanlığa sahip olan büyük bir yanılgıdır. Her yeni tatmin, hedeflerinin arasına konulacak yeni amaçları betimler. Ve her amacın ulaştığı son noktada, bir sonuç çıkarma eğilimi hep vardır. Yaşam sınırlarına dayandıklarında ellerinde kalan bir çok yanılsamanın neden-sonuç ilişkisi artık yeni bir mezarlıktır kendileri için; Soğuk, karanlık renksiz ve yalnızlıkla kuşatılmış ölümler gibi kokan. Ölüm bu noktada bir &#8216;terk&#8217;tir. Ve toplu yaşam koşulları &#8216;terk&#8217;i bize dayatır.</p>
<p>Yanılgı bizi, neden sorusundan hareketle çıktığımızda kuşatır; Emeklilik haklarımız, evlerimiz arabalarımız, konfora düşkün tutkularımızla kuşattıklarımızı, bir bir elde ettiğimiz sürece kendisini tekrarlar. İşte ağacın gün ışığına olan tutkusu bu tür bir yaşamı elde edebilmek içindir. Ve doğa bizi buna koşullandırır.</p>
<p>Ancak doğa bizi başka bir şeye daha koşullandırır ki bunu çoğumuz elde ettiklerimizi kaybetmek korkusuyla görmezden gelmeye çalışırız; <strong>&#8220;Yapraklarımızı dökmek&#8221;&#8230;</strong></p>
<p>Bir de süreci yaşayanlar vardır. Her ilkbahar yeniden çiçeklenebilmek için, daha sonbahardan yapraklarını dökebilmeyi bilenler, olası fırtınalara yüksüzlükleri ile hazırdırlar. Elde ettiklerini nasılsa yeniden ve doğallıkla  edinebileceklerini bilmenin yanıtını &#8216;nasıl?&#8217; sorgusunda elde ettiklerinden, sonuç beklemek yerine yaşamlarının kendisini beklentisiz bir kesinlikle algılayıp kesintisiz olarak onunla bütünleşirler. Sonuç beklemek onlar için anlamsızdır. Onlar, beklemek yerine akışkanlığın içindeki dinamiklere karışarak var olmayı ve sürecin bir parçası olmayı benimserler.  Baharın ilki gibi kışa, baharın sonu gibi de yaza hazırlıklıdırlar. Buradaki terslik bile onları şaşırtmaktan uzaktır. Artık tüm mevsimlerin bir parçası olmuşlar onlarla bütünleşmişlerdir. Yaşam kesintisiz bir devingenlikle damarlarını besler, değişkenler canlılıklarını arttırır.<br />
Aslında onlar; yaşamayı beklemek yerine, yaşamın tam da kendisini seçebilen, ona karışan narin varlıklardandır.</p>
<p>İşte tüm iklimleri kayıpsızca ve rengarenk yaşayabilenler de bunlardır.</p>
<p>İpin ucu;(Serseri,Doymak bilmek,yeşilbahar,sarıbahar ve saçlarına tutunmalı toprak ananın, son &#8216;ve&#8217; ise -ki &#8216;ve&#8217; aslında sadece burada bir bağlaçtır- <a href="http://acikkoyu.blogspot.com/2009/12/paracelsusun-gulu.html">Cüneyt Uzunlar</a>)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sardalyaavi.com/yapraklarini-dokmek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nar</title>
		<link>http://www.sardalyaavi.com/nar.html</link>
		<comments>http://www.sardalyaavi.com/nar.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 09:09:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sardalyaavi.com/?p=618</guid>
		<description><![CDATA[Sade&#8217;yi bir kaç kez daha sağaltarak, varılabilecek son noktaya kadar gidebilmeyi ummuştum. Gözlerimi kapattım. Ağaç, kırmızı çiçekleri ile gözlerimin önünden gitmiyor ki&#8230; Sonra, her aklıevvel kişi gibi ağacın kendisini boş verip meyvası ile uğraşmanın kolaycılığını seçip&#8230; Ama ya sararan yaprakları? Sağ tarafımdaki mağazanın geniş ekranlarından akan mısır piramitleri var. &#8220;Binlerce yıl evvel Orion takımyıldızlarını işaret [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sade&#8217;yi bir kaç kez daha sağaltarak, varılabilecek son noktaya kadar gidebilmeyi ummuştum. Gözlerimi kapattım. Ağaç, kırmızı çiçekleri ile gözlerimin önünden gitmiyor ki&#8230;<br />
Sonra, her aklıevvel kişi gibi ağacın kendisini boş verip meyvası ile uğraşmanın kolaycılığını seçip&#8230;<br />
Ama ya sararan yaprakları?</p>
<p>Sağ tarafımdaki mağazanın geniş ekranlarından akan mısır piramitleri var. &#8220;Binlerce yıl evvel Orion takımyıldızlarını işaret edecek biçimde konumlanmış olan piramitler&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8216;İyi ama biz binlerce yıl daha ileride değil miyiz o zamandan&#8217; diye düşündüm. &#8216;Şimdi de aynı takım yıldızlarını mı gösteriyor piramitler?&#8217;</p>
<p>Değilmiş.<br />
Göstermiyormuş. </p>
<p>Güneş sistemi hareketli olduğundan artık başka bir takım yıldızı işaret ediyormuş piramitler. Hem zaten 12 burç değil de 13 burç varmış gök yüzlerimizde falan filan&#8230;<br />
<span id="more-618"></span><br />
O arada ben, bıçağı meyvanın sağlam derisine iyice batırmış, yuvarlak gövdesinde derin  kesikler eşliğinde yaralar açıyordum. </p>
<p>Ellerime bulandı meyvenin kanı.</p>
<p>Olası yüzlerce taneyi bir anda kesip doğrayarak, ortadan ikiye ayırabilmiştim meyvenin gövdesini.<br />
Ağacının düzensiz biçimsel gövdesinin tersine, bu kadar olağanüstü biçimde dizilmiş ve sıralanmış taneleri görünce şaşaladım.</p>
<p>Ardından bir yaprak daha düştü ağaçtan.</p>
<p>Gözlerimi açtığımda, tam da cılız güneş ışınlarının başıma dik olarak geldiğini, o yüzden gözlerimin kamaştığını, güneş gözlüğümü de yanıma almamış olduğumu, ayrıca içten içe sulandığımı, dışa doğru kızardığımı farkettim.</p>
<p>Sonra düzensiz kalabalıktan biri, düpdüzenli yürüyüşlerinden birini daha bırakıp yanıma sokularak şöyle dedi;<br />
<strong>&#8220;Bütün bir gün boyunca oturup, bir ağacın kuytusuna düşen yaprakları sayabilecek kadar mı huzurlusun?&#8221;</strong></p>
<p><strong>Anımsadım <a href="http://www.sardalyaavi.com/bilge.html">bilge</a>&#8216;yi</strong></p>
<p>İpin Ucu; (göz,den,&#8221;,düşünce, O zaman değil miymiş?)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sardalyaavi.com/nar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ama</title>
		<link>http://www.sardalyaavi.com/ama.html</link>
		<comments>http://www.sardalyaavi.com/ama.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Nov 2009 14:47:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sardalyaavi.com/?p=621</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Sana ihtiyacım var&#8221; demek, o kadar zoruma gidiyor ki, ama&#8230; var işte! İp ucu; (Düşengeç]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Sana ihtiyacım var&#8221; demek, o kadar zoruma gidiyor ki,<br />
ama&#8230;<br />
var işte!</p>
<p>İp ucu; (Düşengeç <img src='http://www.sardalyaavi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':-)' class='wp-smiley' /> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sardalyaavi.com/ama.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
