<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sardalya Avı &#187; Vurdum Duymaz</title>
	<atom:link href="http://www.sardalyaavi.com/category/vurdum-duymaz/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sardalyaavi.com</link>
	<description>"Bir göç ve aşk hikayesi"</description>
	<lastBuildDate>Fri, 23 Jul 2010 16:46:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>çıkıntı</title>
		<link>http://www.sardalyaavi.com/cikinti.html</link>
		<comments>http://www.sardalyaavi.com/cikinti.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 07:42:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Vurdum Duymaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sardalyaavi.com/?p=626</guid>
		<description><![CDATA[Belki bütün varlığımız, bir bitkinin yaprağında basit çıkıntılar olmaktan ibarettir. Kim bilebilir? İp ucu; (Devam edecektir sanırım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Belki bütün varlığımız, bir bitkinin yaprağında basit çıkıntılar olmaktan ibarettir.<br />
Kim bilebilir?</p>
<p>İp ucu; (Devam edecektir  sanırım <img src='http://www.sardalyaavi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':-)' class='wp-smiley' /> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sardalyaavi.com/cikinti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güverc</title>
		<link>http://www.sardalyaavi.com/guverc.html</link>
		<comments>http://www.sardalyaavi.com/guverc.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 04:01:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Vurdum Duymaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sardalyaavi.com/?p=616</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;..Türkiye’yle ilgili kaygılarımın başında,ülkenin giderek çok gerici olması geliyor. Çok geri gitti hakikaten, insanlar çok tutuculaştı. Sanırım demokrasi devlet yöneticilerini ürküttü ve onu farklı yorumlamaya çalıştılar. Demokrasi deyince nedir, halkın karar mekanizmasına katılması anlaşılır. Ama sanırım süreç içinde egemen güçler bunun yanlış olduğunu gördüler. Karar mekanizmasına da halkı katmamak gerekir diye düşündüler. Örgütlü bir toplum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;">
<em>&#8220;..Türkiye’yle ilgili kaygılarımın başında,ülkenin giderek çok gerici olması geliyor.<br />
Çok geri gitti hakikaten, insanlar çok tutuculaştı. Sanırım demokrasi devlet<br />
yöneticilerini ürküttü ve onu farklı yorumlamaya çalıştılar. Demokrasi deyince<br />
nedir, halkın karar mekanizmasına katılması anlaşılır. Ama sanırım süreç içinde<br />
egemen güçler bunun yanlış olduğunu gördüler. Karar mekanizmasına da halkı<br />
katmamak gerekir diye düşündüler. Örgütlü bir toplum demokrasinin temel<br />
varoluş biçimlerinden birisiyken, onun egemen güçlerin oldukça aleyhine<br />
geliştiğini gördükçe süreç içerisinde bunu kırmaya çalışıyorlar. Mesela öğretim<br />
üyeleri izinsiz sivil toplum örgütlerine yönetici, üye olamayacakmış.<br />
Düşünebiliyor musun? Böyle bir şey olur mu hiç? Örneğin ben Türkiye Felsefe<br />
Kurumu üyesiydim. Bu benim dışımda olan bir şeydir. Öyle bir oluşuma üye<br />
olmamam bir defa saçmalık olur. Türkiye Yazarlar Sendikası’nın yönetim kurulu<br />
üyesiydim, şimdi üyesiyim mesela. Bu şuna benziyor: <strong>Kuş uçmak için izin almalı.<br />
Böyle bir şey olur mu, izinle uçar mı kuş? Böyle bir sınıra getirdiler işi.</strong>&#8220;</em></p>
<p style="text-align: right;"><a href="http://www.serbestyazarlar.com/2533.html">&#8230;Salih Bolat Röportajından -22 Ocak 2009-</a></p>
<p>Sonra kanatlarından tutup sürükleye sürükleye önüme getirip, taş zemine attılar kuşu. Göz göze gelmek istemezdim böyle anlarda. Acı, içimde kalmasın sökülmez, atılmaz olurdu daha sonra. Bilirdim. On beş yıldır &#8216;Özgürlük Ülkesi&#8217;nde sınır boyu kontrol noktası görevlisiydim. Ünüm Bilmez, lakabım da Görmezdi. Elinde, bir defada 32 adet mermiyi bir anda hedefine &#8216;<strong>şarr-jöörr</strong>r&#8217; diye boşaltan silahı tutan muhafıza baktım.<span id="more-616"></span><br />
- Adı ne bunun?<br />
- Kuş diyorlarmış kendisine efendim.<br />
- Nasıl?<br />
- Güvercin efendim. Bildiğimiz güverc&#8230; Öyle sert bir bakış atmıştım ki muhafızın yüzüne, sözünün kalan kısmını yutmak zorunda kaldı.<br />
- Hah, dedim. Bir bu eksikti. Nereden geliyormuş?<br />
- Ha bura’dan. Eliyle karşıki dağları, tepeleri gösterdi. İyi bilirdim oraları. Her koyağında düşmanlarımız, her mağarasında memleket evlatlarımızı yok eden silahlar vardı. Oradan gelenlere özel ihtimam gösterilirdi görev yaptığım yerde. Dağ, oldum olası şüpheli, dağ çiçek vermeyeniydi bu coğrafyanın. Ve ben bütün şüphelerimi yeniden kuşanmıştım, düşman hatlarından gelene karşı.<br />
- Demek dağdan ha! Ne işi varmış buralarda sordunuz mu, ne arıyormuş?<br />
- Sorduk efendim. Bize sadece “Guurrrrkkk” dedi.<br />
- Konuşmuyor demek, öyle mi?<br />
- Eee, şey efendim, gagasında bir şey vardı da bunun,<br />
- Ney vardı?<br />
- Dal&#8230;<br />
- Tarak! Ne dalı ulan bu! İşkillenmiştim. Yıllar yılı yanmış, yıkılmış eteklerinden umut dolu bir fidan fışkırmayan bu dağdan, bir bitkinin getirilmesini aklım pek kesmiyordu.<br />
- Yanılmış olmayasınız, silah falan olmasın o, bir tuzak, bir ihtimal?<br />
- Hayır efendim, bir güzel araştırdık.<br />
Şüpheli bir şey yoktu demek. Ama benim uzmanlık alanım ortaya çıkarmaktı. En iyi bildiğim şeydi bu çıkarmak. Niceleri geçmişti de ellerimden. Ben istersem olur, ben istersem ölürdü her şey. Ne bir insan, ne bir&#8230;<br />
Bilmiyordu aptal kuş demek, ama öğrenecekti. Yetkili yetkili gidip, sertçe önüne dikildim ve Sordum.<br />
- Adın ne senin?<br />
-  Guurrrrrk.<br />
- Ne demek lan Gurkk, Hayvan! Adam gibi konuşsana! Ne demek Guuurrk ?<br />
- Efendim o bir kuşş, diyecek oldu muhafız. Bir üste bilgiçlik taslamak ha! Görev bilinci de hiç olmuyordu yeni yetme muhafızların? O da öğrenecekti nasılsa. Öğreneceklerdi. Öğreneceklerr! Ama önce ben, soracaktım.<br />
- Kuş, muş. Anlamam ben! Soyun ulan şunu!<br />
- Efendim yolsak?<br />
İkiletmeyi sevmezdim. Söylediğim söz, dudaklarımın arasından çıkıp titreşime büründüğü an yapılmalıydı. Bağırdım;<br />
- Neyi lan, neyi yolacaksınız!<br />
- Tüyü efendim. Tüyü.  Yutkundu muhafız. Efendim, bu bir barış güverc&#8230;<br />
- Ne gerekiyorsa, diye haykırdım. Yapın! Yolacak mısınız, soyacak mısınız tam tekmil isterim ha!  Muhafız davranacak oldu. Derken içeriye topuk selamı eşliğinde bir yardımcı girdi, kapıyı vurup. Açıktı kapı. Ama vurulmalıydı. Vurmak, vurulmak en geçerli saygıydı benim komuta bölgelerimde.<br />
- Efendim Üs&#8217;ten arıyorlar, dedi. Selamını aldım önce. Telsizi uzattı. Arayan &#8220;<strong>yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar</strong>&#8221; dı. &#8216;<strong>Hazırol</strong>a&#8217; aldım kendim de dâhil bütün durumları, vaziyetleri. Karnım içerde, göğsüm dışarıdaydı bir şahin gibi. Tekmile vurdum.<br />
- Yetkili, dedi telsizdeki büyük kişi. Topuklarımı bitiştirdim sertçe, ses duyulmuş olmalıydı diğer taraftan. Bir kaçak giriş olmuş sınırdan?<br />
- Doğrudur efendim, diye gürledim. Bir kuş. Arkadaşlar gagasında bir dal ile yakalamışlar, sınırı aşarken tel örgüler üzerinden&#8230;<br />
- Aferin, dedi cızırtılı ses. Aferin! Özgürlük ülkesinin yiğit evlatları böyle olmalı işte. Aferin! Görevlerini havada uçan, karada kaçana karşı büyük bir vazife aşkıyla yapaaaaannn&#8230;.<br />
Ne yalan söyleyeyim telsizi birazcık da olsun uzaklaştırdım yüzümden. Söylev bitene kadar da rahata aldım kendimi çaktırmadan.<br />
&#8230;İşte böyle yapmalıydık bizler görevlerimizi. Göğsüm, duyduklarımdan ötürü gururla ve daha bir kabarmış, yanaklarımı al basmıştı. Devam etti;<br />
- Ne dalıymış bu?<br />
Muhafıza baktım. Sakince “Zeytin” dedi muhafız.<br />
- Zeytin efendim, diye yüksek sesle tekrarladım.<br />
- Bak sen şu işe, dedi ulu kişi. Sesi düşünceli geliyordu artık. Zeytin demek, hımmm. Nerden bulmuş sordunuz mu, Bölücü olmasın bu? Biliyorsunuz ki bölgeniz hassas bir yer. Gerçi vatan toprağının her karışı kutsal ama her neyse. Nereye gidiyormuş, amacı neymiş, her hangi bir örgüte bağlı mıymış? Sorun, öğrenin ve en kısa zamanda bana raporunuzu verin!<br />
- Emredersiniz Efendim! Telsiz bir iki cızırdadı. Sonra sustu. Artık odada ben, muhafız, telsizi getiren yardımcı ve telsiz dört kişiydik. Sağdan saydırmaya gerek bile yoktu. Efendim?&#8230;<br />
Demek şüphelerimde haklıydım. Koskoca ve büsbüyük kişi bile işkillenmişti ya durumdan, artık şüpheliyi elimden kimseler alamazdı. Bir işaretimle onu yerden kaldırıp masama koydu muhafız. Görev bilincimle yeniden sormaya başladım.<br />
- Adın ne dedim sana!<br />
- Guuurrrkkkk.<br />
Yumuşamak, tatlı sert kıvamında olmak gerekiyordu demek. Kararlıydım. Hiç acele etmeden bir sigara yakıp dumanını yüzüne üfledim. Tam konuşturacaktım ki muhafızım atıldı;<br />
- Efendim bunlar, bulgur falan severler, vardır mutfakta, isteteyim emrederseniz?<br />
Olur, anlamında başımı salladım. Bir süre bekledik. Biraz kırılmış bulgur ve birazı ufalanmış bayat ekmek ile mutfakçı çıkageldi. Elindekileri alıp yol verdik mutfakçıya.Temiz bir tabağın içine ufalanmış ekmek kırıntıları ve bulgur tanelerini sürdüm önüne kuşun.<br />
- Evladım, dedim uysallıkla. Biz burada görevimizi yapıyoruz. Haydi, bizi de kendini de yorma da söyleyiver, senin de vardır anan baban, bizim gibi. Birden bağırdım<br />
- Nedir adlarıııı!<br />
- Guuurrrrrkkkk!<br />
- Guurrrk, Guurrk ta bir yere kadar ama. Usandırma da bizi söyle haydi adlarını, ha yavrum?<br />
- Guuurrrrk.<br />
Daha iyi yesin diye önüne biraz daha iteledim tabağı. Artık bir ayağı tabaktaydı. Bu çözülecek demekti ve yüklendim.<br />
- Evladım bak! Burası özgürlük ülkesi toprakları. Öyle elini ko.. Pardon, kanadını kuyruğunu, sallaya sallaya uçamazsın ki sınırdan. Yok mu bir izin belgen, yok mu üzerinde bir evrak, bir kimlik belgesi falan, ha yavrum?<br />
- Guurrrrk.<br />
- Başçavuşun eşşeği mi osuruyor lan burada! Terbiyesiz! Artık zıvananda çıkmıştım.<br />
- Guurrrkk.<br />
Muhafız “konuşmayacak” dedi. Telsizci “konuşmaz bu” diye söylendi. Telsiz “Pıhhhh, pıııhhh” etti.<br />
- Guuurrrrkkk!<br />
- Derhal sessiz odayı hazırlayın, diye emrettim ben de. Etraftakiler topuk selamları eşliğinde hızla çıktılar odadan. Kuşa baktım. Pek zavallı duruyordu ama kandırmazdı beni. Hep ezik, hep melül, hep yaralı ve mahsun bir halde durmazlar mıydı şüpheliler karşımızda? Aldanamazdım. </p>
<p style="text-align: center;">****</p>
<p>Sessiz odadan çıktığımızda elimizde iki şey olabilirdi. Elbette birincisi oldu ve Raporumu da şöyle yazdım.</p>
<p>Özgürlük ülkesi yüce şefliğine,<br />
Ekim, 19</p>
<p>Sınırlarımızdan, yanında bir zeytin dalı eşliğinde uçarak geçmeye çalışan, ancak muhafızlarımızca kıskıvrak yakalanan, yaptığımız sorgulamadan sonra adının guverc, soyadının yussuf, ana adının kumru olduğu, baba adının anlaşılamadığı ve kuş tabiiyetinde bulunduğunu öğrendiğimiz şahsın, dağdan uçmak suretiyle, sınırlarımızı ihlal ettiği,<br />
Yine aynı sorguda; doğa hariç hiçbir örgütle bağlantısı olmadığını müteakip defalar yinelediği, kayıp eşini aradığı, o nedenle bir dal parçasını taşıdığı, amacının bölücülük olmadığı, anlaşılmıştır.<br />
Yapılan yoklamada, şahsın üzerinde herhangi bir geçiş belgesi olmadığından, şahsa sınırlarımız dışına  çıkartılacağı ve  taşıdığı dala inceleme için el konulacağı bildirilmiş,<br />
Ve iş bu evrak kendi tarafından da okutulup imzalanmıştır.<br />
Saygılarımı sunarım efendim</p>
<p>Ek A: 1(yazıyla bir) adet zeytin dalı,<br />
Ek B: Kayıp eşe dair soruşturma bilgileri,<br />
Ek C: Birkaç gri tüy.<br />
İmza..<br />
Şahin Kulunuz</p>
<p>Ve ardından ben o gece, bir duble rakı eşliğinde nefis bir kızartma yedim. Kadehimi de Özgürlük ülkesinin şerefine kaldırdım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sardalyaavi.com/guverc.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sus&#8217;a.</title>
		<link>http://www.sardalyaavi.com/susa.html</link>
		<comments>http://www.sardalyaavi.com/susa.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Oct 2009 02:25:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Vurdum Duymaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sardalyaavi.com/?p=505</guid>
		<description><![CDATA[Ellerimi bilinçsiz bir şekilde uzatıp, kendimi birden bire içinde bulduğumu varsaydığım karanlığın sınırlarını yokluyorum. Işık hala kayıplardaki yumak. Göremiyorum. Ama gerçek, zifiri bildiğimden ötürü oldukça sade. Veya ben öylesini varsaymayı tercih ediyorum. Bir sevi bu, aşkın olası başka bir tarifi belki. Bir ihtimal, olmayan limanların büyük dalgakıranlarına, olmadık zamanlarda vuran grileşmiş dalgaların&#8230; her neyse&#8230; Veya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ellerimi bilinçsiz bir şekilde uzatıp, kendimi birden bire içinde bulduğumu varsaydığım karanlığın sınırlarını yokluyorum. Işık hala kayıplardaki yumak. Göremiyorum. Ama gerçek, zifiri bildiğimden ötürü oldukça sade. Veya ben öylesini varsaymayı tercih ediyorum. Bir sevi bu, aşkın olası başka bir tarifi belki. </p>
<p>Bir ihtimal, olmayan limanların büyük dalgakıranlarına, olmadık zamanlarda vuran grileşmiş dalgaların&#8230; her neyse&#8230;<br />
Veya ne bileyim bir bardağın içine zamansız düşen sineğin çırpınışı gibi bir şey.<br />
Ne bilmenin, ne de bilince dolanın ayırdındaki saflığa, yordamına, metodlarına, öngörü ve sezgilerine ihtiyacım var boşlukta.<br />
Çok mu gerekli akıl bu durumda?<br />
Gözlerim hala kapalı.<br />
Boşluğa terkediyorum yerçekimsiz hallerimi. </p>
<p>Bilmiyorum; Belki tam da şu anda, içinde bir yerlere hala ait olamadığım ve bir türlü olamayacağım kentin duvarlarına, gri yüzlü adamların, renksiz ve evet, belki de bu nedenle katılaşmış nitelik ve niceliğini yitirmiş fırçaları ve boyaları ile neler yazdıklarını. Neyi anlatmak istediklerini bilmek, ilgimi hiç çekmiyor.<br />
Veya şöyle anlatayım; &#8216;Hangi soylunun evinde, hangi  soysuzun vicdanında nelerin yankılandığını&#8230; &#8216;<br />
İşte bunları bilmiyor olmak, o kentin yanılsaması diyorum usulca. Benimkisi ise, hiç olmadığı.<br />
<span id="more-505"></span><br />
Şu anı duyumsamanın getirdiği ve artık sadece benim olan şaşkınlığıma sığınıyorum biraz. Boca bana bol geliyor. Bir süre sonra, o da ardında hiç bir iz bırakmadan geçip gidiveriyor. &#8220;Uzaklarda, koca koca dağları oluşturan kayalar, birden bire, tek bir sarsıntıya bile gerek duymadan toza toprağa dönüşüyordur şimdi&#8221; diyorum. Yanılıyor olmasaydım, gürültüyü duyardım. Güvencim bu.</p>
<p>Oysa ben, dağ gibi bir dağın, gürültüyle yıkılıp koyaklara dönüştüğüne hiç bir zaman şahit olmuş biri değildim.<br />
Soluğumu tutuyorum aralıksız. Bıraksam, nefesim buhar olup benden uzaklaşacak. Sıcak mı?. O kadar mı?<br />
Değil. Olmadı hiç. Burada yaz, burada mevsimler, iklim, ya da zamanın o alışıldık, bildik, tanınmış, ritmik, simetrik yüzü, bir desen olup yanıltamıyor ki artık beni.<br />
Tam farkına varıp ellerimi boşa çıkaracakken. Ayırd seçkince dibe doğru çöküyor. Ne kadar ayıp! </p>
<p>Doğru, boşluk olup ellerime doluyor çabaladıkça. Gözlerimde yılların tortusuyla birikmiş çapaklar, birazcık da kan oturmuş keyiflice. Azıcık suya değmek, kafi gelecek yumuşayıp döküntüye dönüşmelerine. Sağalacaklar.<br />
Oysa onlar, herkesin gözüyle tamı tamına uyuşup, yukarıya bakmayı seçmemişler miydi benden habersiz, renkli, ahenkli?<br />
Haydi &#8216;doğrunun&#8217; bir çok yanlıştan da oluşabileceğini, hatta bunu model olarak benimseyip kendine yol tutanları bilecek kadar karanlıkta, nasılsa tutarlılığa denk gelecek bir yönünün bilindiğini keşfedecek kadar, yaşamda yol almayı bilmiştim de diyelim.<br />
Ah! Ama, ya elde bir&#8217;i bulmanın o zehirli tadı&#8230;</p>
<p>Dip; Öyle sanıldığı gibi bulanık, öyle hayaletlerle dolu, düşündürüldüğü kadar karmaşık, yarısı yenmiş, kalanı tuketilmeden atılmış, sebzelerden, meyvelerden, azı kirletilmiş paçavralardan, tuvalet kağıtları, insan eriyikleri, rahatsız edici kokular, pis sulardan oluşmuş değil hiç. Ama kendimden öte olanı yanıltmış olmayı da benimsemek tercihlerimin arasında bulunmayı seçmiyor pek. Su var evet. Ancak ben onu kirletmediğim sürece duru yansılanıyor göz kapaklarımda..<br />
Ve şimdi duru olanı kavramanın tam sırası.<br />
Benliğime söylüyorum; Sakın korkma!..</p>
<p>&#8216;Önündeki beyaz sayfaya yazmadığı sürece insan, düşüncenin yitik kalması her zaman bir olasılıktır&#8217; ı doğrular gibi birden, kendiliğinden bir yaratıya dönüşüyor ya cümleler.<br />
Seviyorum. Harflerin yumuşak başlı dizilişini büyük bir uysallıkla. Kelimelerin rahatça kendilerini ifade edebilmelerini. Kavramın cümlelerin içine saklanışını haince. Anlama bürünüşünü. Can verişini hikayelere. Öznelerin yüklemlere kafa tutuşlarını, zarf atmalarını cümleciklere. Şaşırtmalarını beni bile.<br />
Ki ben yazarken onları.</p>
<p>Şöyle bir şey dilesem şimdi. Hazır kapatmışken gözlerimi. Tözüm avuçlarımdayken. Nefesim buhar olmamış daha.<br />
Düşün ki rüyadasın. Açma gözlerini. Hani içinde tamamıyla uzlaştığın bir parçan vardır. Sana ait veya dışarıda bir yerlerde. Sakınmadan yaslanacağın bir omuzda, çekinmeden söyleyebileceğin en arzulu cümlelerin tam da önünde.  Ya da ağlayacağın, ellerini dizlerinin arasına alıp, sana kucak olacak. Utandırmadan. Sorsa mesela sana; abartıp abartmadığını, son zamanlarda içtiğin sigarayı?</p>
<p>Sussan sen. Kendine verdiğin ve çoğunlukla tutamadığın sözlerin, aldanışların çelişkisi, çatışkısı içinde. Bakışların ele verse kabahatini. Ama kaçırmasan tuhaf bakışlarını. Hiç bir şeyi kaçırmak, hiç bir şeyden kaçmak zorunda olmasan. Çatışmasan. Kalmasan.<br />
Bilse suskunluğundan.<br />
Anlasa,<br />
Olanı ve biteni<br />
konuşmasan, konuşmasa, konuşma.<br />
Kendini, bir yolunu bulur bağışlar insan.<br />
Sus!</p>
<p>Düşün ki rüyadasın.<br />
Görebildiğin, düşünebildiğin her şey, hissebildiğin kadar beyaz.<br />
Yazabildiğin kadar yazsan. Soluksuz.<br />
Adı gibi aşk olsa kendiliğinden. Ve sevişsen.<br />
Bir daha  uyanmasan. Sır olsan&#8230;</p>
<p>İp Ucu: ( Bir, yalnızca zafer, Sıfır ise her şeydir. )<br />
Yumak : (Bilgi &#8211; cehalet, kadın &#8211; erkek, idealizm &#8211; materyalizm, Artı veya herhangi bir eksi, imiş diplerde biriken bütün bokluklar)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sardalyaavi.com/susa.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kehanet ve çingene</title>
		<link>http://www.sardalyaavi.com/kehanet-ve-cingene.html</link>
		<comments>http://www.sardalyaavi.com/kehanet-ve-cingene.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2009 22:27:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Vurdum Duymaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sardalyaavi.com/?p=238</guid>
		<description><![CDATA[Üstünü vereceğim dedi çingene, saymaya başladı bir bir. Sol elinde tuttuğu yeşil yirmilik, sağ elinde avuçlarımızın terli izleri. Sayıyor ha sayıyor. Bizi, yirmiliği, geleceğimizi, geçmişimizi, olacakların hesabına kırmızı gülün yapraklarıyla bir bir. Sayarken de övüyor birde yer yer, yer yer de parçalı bulutlu oluyor, sıkıntısı olmasa parıldayacak güneş. O söylüyor. Biz bakıyoruz. Kapkara gözlerinden ilhamlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Üstünü vereceğim dedi çingene, saymaya başladı bir bir. Sol elinde tuttuğu yeşil yirmilik, sağ elinde avuçlarımızın terli izleri.</p>
<p>Sayıyor ha sayıyor.</p>
<p>Bizi, yirmiliği, geleceğimizi, geçmişimizi, olacakların hesabına kırmızı gülün yapraklarıyla bir bir.<br />
Sayarken de övüyor birde yer yer, yer yer de parçalı bulutlu oluyor, sıkıntısı olmasa parıldayacak güneş.</p>
<p>O söylüyor.</p>
<p>Biz bakıyoruz. Kapkara gözlerinden ilhamlar taşıyor şimdi. Yer yer esiyor rüzgar. Bir yel kanat, tutunmuş da kendi meltemine, sürükleniveriyor hızla moda önlerine.<br />
Martıların doğum sancıları, geçmiş günlere inat, kayalıklarda avcı kedi kaygısı. Bir tuhaf <strong>oyun</strong> kuruluyor etrafta. Anlaşılır bir yanı da var bunun.<br />
Taraflar açık seçik, her birinin payına ve paydasına meşk düşüyor.<br />
<span id="more-238"></span><br />
Birden içimizdeki tüm heyecanı dağıtıyor geleceğe yönelik cümleler. Bu bir yaşam çizgisi, uzun olan da kısmetimiz olacakmış bundan sonra.<br />
Demek istediği aslında, saçların saçlarıma, gözlerin gözlerime, oradan nefesime, dolup boşaldığım yerlere, yürek atışlarıma.</p>
<p>Aslında sızdın demeliyim ruhuma ve aniden&#8230;</p>
<p>Öylece birden bire doluverdin içime, bir güvercin süzüldü sözlerinden, ürkek, kırılgan, biraz telaşlı, oldukça da yürekli. Tam da taşın üstüne kondu. Taşadurdu güvercin.<br />
İçimden yine.<br />
Vuruldu ya güvercin, bir diğerine&#8230;</p>
<p>Çin, ge, ne&#8230;</p>
<p>İleriki ağacın gölgesinde, bir gözü kapalı, çömelik, sinik çukurlarına omuzlarının, üstünden koca bir hayat geçmiş. O yüzden iyice kaçmış çukurlarına gözü, bir diğer çingenenin.<br />
Serinliyor. Kara, kuru, zayıf ama esmer değil. Bu oldukça sarışını kahinler grubunun. Açıkta kalan sağ gözüyle, süzüyor bizi.</p>
<p>&#8220;Neresi yanlış bunun&#8221; diyesim geliyor ona, bir damla olup.</p>
<p>Birden falımı balla kesiveriyor.</p>
<p>Hızla gidip ellerimi kapalı gözüne bastırıyorum sarışın olanının. Büyük bir gürültü oluyor sonra. Sıkı sıkıya tutunuyoruz birbirimize. </p>
<p>Önümüzde dünyanın kapıları açılıyor.</p>
<p>Sonra sırlar ardı ardına akıveriyor gölgeliklere sığınanların ağzından. Hepsinin sesi aynı, hepsinin şarkıları aynı telde. Sesler tılsımlı bir oratoryonun, ardışık melodisini dalgalarla buluşturuyor.</p>
<p>Diyorlar ki;</p>
<p>&#8220;<strong>Denizler bütün evrenin, ortak akıl ve bilincinin biriktiği yerlerdir.</strong> O yüzden bütün renkleri görebiliyorsunuz içinde. Her birinin mutlaka bir adı var bizim dilimizde. &#8216;Sizinkinin adını aşk koyacağız&#8217;, haydi sarılın birbirinizin oynak dalgalarına, ve yüzün her biriniz, dilediğinizce.&#8221;</p>
<p>Ah, benimse o kalçalara, zaten içim gidiyor&#8230;</p>
<p>Sonra hepsi birden başladıkları gibi susuyorlar. Bir gül tomurcuğu açıyor okuduğumuz kitapların içinde. Bir birimiz için ayırdığımız cümlelerde buluşuyor dudaklarımız. Savaşkan kediler yerlerini sevişken dalgalara bırakıyorlar. Martılar suyla buluşuyor, ellerimiz tutuşuyorken birbirleriyle. <strong>Oyun</strong> bitiyor.</p>
<p>Aslında,</p>
<p>Biz zorlamasak, dayatmasak bu kadar, onlar çiçek dağıtmayacak belki, birbirlerine sarılıp, sahilde yürüyen sevgililere&#8230;</p>
<p>Yahut kimse fark edemeyecek içindeki derinliği. Sırrına eremeyecek neden yaşadığının.</p>
<p>Belki de,<br />
Asıl hayat, o kopkoyu gözlerde&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sardalyaavi.com/kehanet-ve-cingene.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8230;&#8230;</title>
		<link>http://www.sardalyaavi.com/208.html</link>
		<comments>http://www.sardalyaavi.com/208.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2009 11:47:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Vurdum Duymaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sardalyaavi.com/?p=208</guid>
		<description><![CDATA[Ameliyatın ilk bölümü yorucu ancak başarılı geçti, Ferah huzurlu ve rahatım, evimde dinleniyorum. hepinize sevgiler.. M.A.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ameliyatın ilk bölümü yorucu ancak başarılı geçti,<br />
Ferah huzurlu ve rahatım,<br />
evimde dinleniyorum.<br />
hepinize sevgiler..<br />
M.A.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sardalyaavi.com/208.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilge</title>
		<link>http://www.sardalyaavi.com/bilge.html</link>
		<comments>http://www.sardalyaavi.com/bilge.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 May 2009 23:32:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Vurdum Duymaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sardalyaavi.com/?p=176</guid>
		<description><![CDATA[Bütün gün oturdu adam, Bütün gün ve gece, öylece bir taş üstünde, Gündüz sıcaktı, Geceyse taş gibiydi Taş]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bütün gün oturdu adam,<br />
Bütün gün ve gece, öylece bir taş üstünde,<br />
Gündüz sıcaktı,<br />
Geceyse taş gibiydi <strong>Taş</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sardalyaavi.com/bilge.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güle güle&#8230;</title>
		<link>http://www.sardalyaavi.com/vurdum-duymaz-alani-nedir.html</link>
		<comments>http://www.sardalyaavi.com/vurdum-duymaz-alani-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 May 2009 20:55:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Vurdum Duymaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://94.75.215.38/~srdly/?p=14</guid>
		<description><![CDATA[Bu hep olur, bir gün çekip giderler. Görünmez eller dolaşır üzerinde. Başlarda sakinsindir, pek acımaz ve acıtmaz. Kurşunlar kaynar bakır kaplarda, fark edersin. Ama ayırd başka bir şeydir ve o anda bir tuzaktır. Hayat koşuyordur önünde, yalpalamazsın. Aşk, yaşanır&#8230; Büyük olan, durulanır zamanla ve küçülür. Sonra zaman dönüşür bir yerlerde eriyik olur. İşte o, beklemediğin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu hep olur, bir gün çekip giderler. Görünmez eller dolaşır üzerinde. Başlarda sakinsindir, pek acımaz ve acıtmaz.</p>
<p>Kurşunlar kaynar bakır kaplarda, fark edersin. Ama <strong>ayırd</strong> başka bir şeydir ve o anda bir tuzaktır. Hayat koşuyordur önünde, yalpalamazsın.</p>
<p><strong>Aşk, yaşanır&#8230;</strong></p>
<p>Büyük olan, durulanır zamanla ve küçülür. Sonra zaman dönüşür bir yerlerde eriyik olur.</p>
<p>İşte o, beklemediğin bir andır. <strong>Ummadığın!</strong> Apansız olur her şey. Ve aniden boşalıverir kaplar içine. Kaçacak yerin yoktur.</p>
<p>Ne zaman küfür etmeye kalkarsan, işte o an büyür içinde yangın. Kurşunlar dökülmüştür yüreğine, sen anlarsın.</p>
<p>Ardından körlemesine bir delilik başlar, ölüme vururlar bizi, insafsız. Terk etmek değildir bu, başkadır.</p>
<p><strong>&#8220;Seni seviyorum ama, sana aşık değilim&#8230;&#8221;</strong></p>
<p>İşte Deliliğin en asosyal olanı, aslında budur.</p>
<p><span id="more-14"></span></p>
<p style="text-align: center;">******</p>
<p>Bu hep olur ve bir gün çekip giderler. Bir filmin tam ortasında, bir cümlenin söz dibinde. Kent akıyordur gürül gürül dışarıda. Trafik falan vardır, sonra kesinti olur. <strong>Umursamazsın</strong>. Densizin biri vurur camlarına ve sana uzaktır. Kitaplar anlamını, değerler toplamını, sözler edimini vermektedirler. Bilirsin ve duyarsın.</p>
<p><strong>Hayat, yaşanır&#8230;</strong></p>
<p>Terk edilmek değildir bu, başkadır. O an duyulan, aslında yaşanmamış olandır. Kısa devreye kaçışır için. Artık dişin, senin en karmaşık kümenin, bir asalı olmuştur, bildiğin sayılardan. <strong>Sıkarsın ha sıkarsın&#8230;</strong></p>
<p>İçin kararır , bir tünel açılır damarlarında, dolarsın ve taşarsın. Sonra bir tren teğet geçer raylardan, <strong>uçurtmalar yarıya iner şiirlerinde&#8230;</strong></p>
<p>Can evine dokunur bu, sen istemeden. Kanatsız bir kuş kalkar yüreğinden, cümleler süzülür yanaklarına. Dalgalanırsın.</p>
<p>&#8220;<strong>Ölüm, densiz gelip, nedensiz götürmektedir&#8230;</strong>&#8221;</p>
<p>İşte ağlamanın, en çok koyanı da budur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sardalyaavi.com/vurdum-duymaz-alani-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
