Ne söylendi?

Ve paylaştık

siyah beyaz

*** 10 İki mahallesi vardı Tepeköy’ün ve ortasından geçen bir ucu İstampul’a, bir ucu İzmir’e düğümlenen bir cadde ile ikiye ayrılıyordu köy. Yukarı mahalledekiler tarımla, çiftle, çubukla, küçükbaÅŸla, büyükbaÅŸla, yeÅŸilbaÅŸla ve ördekle uÄŸraşırlar, aÅŸağıdakiler denizle, balıkla, kahvecilik ve pazarcılıkla geçinirlerdi. Çarşı ortadaydı, ortaktı ve müşterekti. Gücü yeten aÅŸağı mahalleliler yolun aÅŸağı yukarsına, yukarı mahalleliler de [...]

eldeki hüner

*** 9 Önce kuma çizdiler taslaklarını. Rüzgar esip kumları bir güzel savurunca ertesi günü tomar tomar kağıt ve bir kalem getirdi Ramço. Bir metal pergel bir tane de oldukça büyük ve yıpranmış gönye, gönyenin ucu kırık. BiçilmiÅŸ kalasların üzerine yaydıkları kağıtlara ölçerek resmettiler Yelkanat’ı. Karinası düz bir tekneydi çizdikleri. Eksik tahtalarının yerlerini doldurdular kalemle karalayıp. [...]

bir küçücük fıçıcık.

*** 8 Basmalı kadınları Tepeköy’ün. Daha az modernleri pürgülü hala. Yaz gelmiÅŸ. YazadurmuÅŸ kendini ovalara. Ekinler boy atmış selvilere özenerek. İğdeler salkım, söğütler su kenarları. Yer yer sarı tarlalar, fidanlıklar hep yeÅŸil. Bir eÄŸilip bir doÄŸruluyorlar çapaya uzananlar. Pamuklar beyaz beyaz. Her bostanın köküne de su yürümüş. Biraz aÅŸağıdan, çam aÄŸaçlarının bittiÄŸi yerden poyrazın hışırtısı [...]

Revir.

*** 7 İlk gün Recep, bir kucak dolusu keçi boynuzu ile çıkageliyor. Oturuyor nöbetçi erin karşısındaki taÅŸa, bekliyor. – Ne bekliyorsun evlat, diye soruyor rütbelilerden biri. – Uyandı mı? – Uyuyor hala. Çok yorulmuÅŸ arkadaşın. Merak etme, en iyi doktorlarımız var yanında. İyi olacak, bekleme buralarda. – Belki bunlardan ister. Uzatıyor bir avuç, kalanını askerin [...]

beygir-i derya

*** 6 Dışarıya çıkıp deniz kenarına inen taÅŸ döşeli daracık yola yöneldiler. Eskiydi yol ve ıslaktı. Kayıp düşmemek için birbirlerine tutundular. Kızın elleri oÄŸlanın avuçları. MaÄŸaranın giriÅŸi yitip arkalarından… Tepeden inip, kıyıdan baÅŸlayan ve denizin içine doÄŸru uzanan büyük kayanın belki de yüzlerce yıldır iskele görevini sürdürdüğü sığlığa ulaÅŸtılar. YaÄŸmur dinmeye yüz tutmuÅŸ, fırtına hafiflemiÅŸ [...]

geçit

*** 5 Batı’dan gelen fırtına gece boyu ÅŸiddetini arttırarak devam etmiÅŸ, Tepeköy’ün yirmilerden kalma virane evlerinden bir kaçının çatısını uçurup, asırlık aÄŸaçların kimini dalından, kimisini gövdesinden veya kökünden bir çırpıda kopararak, taÅŸ sokakların ortasına boylu boyunca savurmuÅŸtu. Gök delinip, yer yarılmıştı o gece.

Kader kapısı

*** 4 Yine öyle günlerden bir tanesinde, herkes sığlığa odaklanmış, bir türlü gelmek bilmeyen olası levrek sürülerini gözetlerken, çocuk daha ileriye baktı ve uzaklarda daha beyaz görünen dalgaların arasında bir batıp bir çıkan o karaltıyı fark etti. -Recep, dedi elindeki çakıyı bir tarafa bırakıp, “görüyor musun ÅŸunu?” -Karabatak’tır o, dedi recep gözlerini kısarak. O mesafeden [...]

Serbest meslek

*** 3

Böyleyken böyle.

*** 2 Bir kaç gün sonra Boyacıselahattin, YaÄŸmurcu ve Baba’dan oluÅŸan bilirkiÅŸi heyeti, Ramço’ dan ödünç alınan marangoz araç gereçlerini bir çuvala doldurmuÅŸlar, çuvalı da çocuÄŸun sırtına istemeye istemeye vermiÅŸler, tek sıra halinde karaçam aÄŸaçlarının arasından, geçe geçe kendiliÄŸinden oluÅŸmuÅŸ oldukça yokuÅŸ, oldukça dik, oldukça kaygan, oldukça nefes kesen, pürçeklerle kaplı zemininde ayakta durmanın bile [...]

Yelkanat

*** 1 Deveciali, vakti zamanında atalarından yadigâr aldığı lakabının gereklerini göçten sonra unutmuÅŸ, daÄŸların, eteklerinde yaylaların, aÅŸağıya indikçe ovaların o yemyeÅŸil serinliÄŸini, denizin engin mavisini görünce bir çırpıda unutmuÅŸ, Edremit’ten üç otuz kuruÅŸa satın aldığı balta burunlu teknesini donatmış, denizlere açılmış, gün geçtikçe denizin bolluÄŸunu bereketini, evine taşımış, böylece de tüm Tepeköy’e ve civar köylere [...]