<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sardalya Avı &#187; Ve Biraz Da Geçmiş Kokar</title>
	<atom:link href="http://www.sardalyaavi.com/category/gecmis/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sardalyaavi.com</link>
	<description>"Bir göç ve aşk hikayesi"</description>
	<lastBuildDate>Fri, 23 Jul 2010 16:46:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>poyrazın hikâyesi</title>
		<link>http://www.sardalyaavi.com/poyrazin-hikayesi.html</link>
		<comments>http://www.sardalyaavi.com/poyrazin-hikayesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 08:45:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ve Biraz Da Geçmiş Kokar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sardalyaavi.com/?p=484</guid>
		<description><![CDATA[Sana söyleyecek o kadar çok şey birikti ki içimde&#8230; Gecenin bir yarısı poyraz rüzgarına göğsünü gere gere direnen balkonun bir ucuna tünedim. İçmemem gereken bir sigarayı tutuşturdum avuçlarımda. Sonra kaldırıp başımı samanyolunu gözledim. Kulaklarım rüzgarın uğultusuyla biçimlenen doğal bir şarkının nakaratında. Önümde, hemen balkonun altından başladığı yanılgısına çabucak kapılıp, bir adımda içine düşebileceğin kadar yakınımızda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sana söyleyecek o kadar çok şey birikti ki içimde&#8230;<br />
Gecenin bir yarısı poyraz rüzgarına göğsünü gere gere direnen balkonun bir ucuna tünedim. İçmemem gereken bir sigarayı tutuşturdum avuçlarımda. Sonra kaldırıp başımı samanyolunu gözledim. Kulaklarım rüzgarın uğultusuyla biçimlenen doğal bir şarkının nakaratında. Önümde, hemen balkonun altından başladığı yanılgısına çabucak kapılıp, bir adımda içine düşebileceğin kadar yakınımızda akan koskoca bir deniz.<br />
Su serin. Üşüyor olman belki de bundan. </p>
<p>Elbette sınırları var karşımda yalpaya vuran maviliğin. Her iki yakasında bir türlü uykuya teslim olmayan evlerin, uzaktan bakılınca kendi hayaletleriyle oynaştığı sanılan, ışıklarla tutuşturduğu aceleci düşleri  pencerelerinin diplerine böylesine sokulmuşken rüyalar biriktirip&#8230;<br />
Ve ben; O kadar doluyum ki anlatmaya, uykusuzluğum önümde çırpınan deniz gibi.<br />
Darboğaz.<br />
Parıl parıl&#8230;<br />
<span id="more-484"></span><br />
Eskiden sıklıkla yapabildiğim şeydi bu anlatmak. Ne zaman poyraz, barınağımın kuzeydoğu duvarlarına kendini var eden dinamiklerin gücüne güç katarak, çoğalarak ve bundan da cesaret alarak hırsla çarpsa, bükülen yel dalgası çatımıza doğru yükselirken girintilerin, çıkıntıların, saçakların ve kiremitlerin oluklarına sürtünür, bir yolunu bulur, hem kendini, hem  sürtündüğü yüzeyleri sertçe hırpalar, binlerce insan yapısı engelin aralıklarından kıyametler kopararak geçmeyi başarır, elde ettiği zaferi, benzersiz bir melodi ile kulaklarıma getirir bırakırdı.<br />
Yüzlerce kez dinlediğim bu eşsiz senfoni, her defasında bir başka orkestranın şefi idaresinde çalınmış gibi olur, bir çok defa işe yağmur karışır, kendisi için çalınan müziğe uyarak dans ede ede camlarımıza sokulur, korunaklı bir loca haline gelen balkonumun biraz ötesinde muhteşem oyununu sergiler, baş aktörü olur doğanın.<br />
Buna benzer bir çok akışkan sahnenin ardından şimşekler gürültülü bir alkış koparır, ağaçların yaprakları başını eğer, karşı tepeler sallanır.<br />
İşte öyle zamanlarda anlatmayı öğrenmiştim ben.<br />
Eskiden sıkça denerdim de anlatmayı.<br />
Şimdiyse önümde duran boğaz; aynı boğaz. Yine aynı karanlıkteyken bile seçilen dalgalarının beyaz çatlakları, fakat artık;<br />
Her kafadan ayrı bir ses,<br />
Kıyılarımda duyulan.</p>
<p>Yangından sonra tepelerinde ağaç kalmamış. Yanarak ve yakılarak yaşlandırılmış  ormanın dökülen saçlarına meşe ağaçlarından taç yapacaklarmış, söylenti bu ağızlarda dolaşan. Ama poyraz yıllardır hiç değişmemiş. Yine aynı yoldan, yine kuzeydoğu duvarına, yine aynı oluklardan saçaklara, oradan kiremitlere akan poyrazın,<br />
Kulaklarıma çalınan sesi yine benzersiz.<br />
Ama yağmur yok. Yağamıyor, sürekli bir sıkıntı ardarda bir iç çekiş, bir kaç iri tane; Gerisi yok.<br />
Ne gök, ne de ben ağlamayı becerebiliyorum artık.<br />
İkimizde taş kesilmişiz olduğumuz yerde kasılıp. İnsan eliyle.<br />
Bildikçe susuyor sustukça biriktiriyoruz içimize anlamı.<br />
Ve onun yerine<br />
Koyvermişiz zamanı,<br />
Aradan geçmiş yıllar&#8230;<br />
Geride ışıl ışıl gülümseyen yüzünle, gülücüklerin kalmış.</p>
<p>Ama yine de deneyebilirim. Elime çabucak sihirli bir pistole alıp, flouresant kontürlerle duvarlarıma çizdiğim resmine yeni doğmuş taptaze bir gülücük ekleyebilirim yeniden. Ardından, elmacık kemiklerinin altında, aniden çukurlaşan gamzelerine ışık düşürebilir, yeniden tılsımlayabilirim, karşıki evlerin ışıklarını kapatmasını bekleyip dalacağın rüyaları.<br />
Bir elim karanlıkta, bir elim unutmamaya tutunmuşken aklımdaki imgeni,<br />
Ve bilirim bunun bizim paylaştığımız düşlerin gölgesi bile  olamayacağını.<br />
Azla yetinebilirim. Öğrendiğim bu oldu benim hayattan.<br />
Artık  dokunamadığım, onun yerine çoğu defa sana masallar anlatmakla yetinmek zorunda kaldığım bir başına olmaklığımızın, bir armağan olmadığını,<br />
sessiz sedasız da kabullenebilirim.<br />
Dedim ya,<br />
O kadar çok şey biriktirdim ki içime, uzağa erimli hiç bir akıntısı olmayan tuhaf romanların içinde, birden bire buluşuveririm seninle. </p>
<p>Ah, nasılsa her şey garip bir hikaye,<br />
O halde ben de sessiz sedasız dillendiririm.</p>
<p>İpin Ucu; (Tüm yağmurlarından uzakta, iklimlerin <img src='http://www.sardalyaavi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':-)' class='wp-smiley' /> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sardalyaavi.com/poyrazin-hikayesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karman</title>
		<link>http://www.sardalyaavi.com/karman.html</link>
		<comments>http://www.sardalyaavi.com/karman.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2009 23:13:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ve Biraz Da Geçmiş Kokar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sardalyaavi.com/?p=343</guid>
		<description><![CDATA[Onlar pek sayılmıyorlar ama ben yinede sayıyorum. Hızla koşarak tırmanıyorum üzerlerinden. Ayağım yediye basıyor, sekizin üzerinden atlıyorum bilerek, dokuzda tökezleniyor ve on&#8217;a yuvarlanıyorum. Hem ışıklı, hem ışıksız oluyor şimdi ayrıntılar ve ben yeniden saçma sapan bir şey söylüyorum dokunarak ilmiklerime. Gitmem gerek. Biliyorum gidilmeli, ancak eskisi kadar da cesur değilim artık. Eskisi kadar olan özlendikçe, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Onlar pek sayılmıyorlar ama ben yinede sayıyorum. Hızla koşarak tırmanıyorum üzerlerinden. Ayağım yediye basıyor, sekizin üzerinden atlıyorum bilerek, dokuzda tökezleniyor ve on&#8217;a yuvarlanıyorum.<br />
Hem ışıklı, hem ışıksız oluyor şimdi ayrıntılar ve ben yeniden saçma sapan bir şey söylüyorum dokunarak ilmiklerime.</p>
<p>Gitmem gerek.</p>
<p>Biliyorum gidilmeli, ancak eskisi kadar da cesur değilim artık. Eskisi kadar olan özlendikçe, yıpranmış kokar tenim, yırtılmış dokularından, ışıktan korkar. Bazen de ışığa sevdalı bir lamba gibi, ara sıra yarım aydınlık, işte bu pırıltılar boğar ya bizi düşlerimizde…<br />
<span id="more-343"></span><br />
Gitmem gerek, ama eksiklerimde var hala, adam gibi toplanamadığımdan, sürekli dağılıyor ve dağıtıyorum zamanı. Paylaştırıyorum, bana &#8216;Kör Hasan&#8217; kalıyor istemeyerek. O yüzden bir yerde de bütünü hiç olmadı mutluluğumun. Doluşup koca bir mekana, ağız dolusu gülemedik beraberce. İçip içip de sızamadık coşkuyla bir masaya yığılıp, varsa yoksa kaldırımlardı, varsa yoksa bir sokak köpeğiydi içimdeki, gelene de geçene de küfreder ve havlardı yarım ile yamalak, Seni de öyle&#8230;</p>
<p>Gitmem gerek, kaldıkça tükeniyorum, tükendikçe de kalıyorum istemeyerek. Uzaklar daha da belirgin oluyor, kötünün de kötüsü oluyor bir köşeye sıkışıp ta sevişmek. Bu daha da belirgin oluyor artık. Gözlerin daha belirgin sözlerin daha yakıcı, direnişin güç vermeli bana ama olmuyor. İnanmazsın ama burası daha da güçlü esiyor şimdi. Burası daha bir hoyrat fırtınalarda. Hani uzaktan gözlerimizle dokunduğumuz, bir sandala, dalgalara, bir inip bir çıkmalara, poyrazda, çırpınışta. En tepelik yerlerimdesin. Usulca inmen gerek üzerimden o deniz kıyısına, bunun anlamı, doğrulmam gerek, sıyırıp ta sıdkımı üzerimden, kaybolmam demek, kendi suyumda…</p>
<p><a href="http://karakedigunlugu.wordpress.com/2008/07/29/c/">“Şairin hayatındaki en önemli kırılma noktalarından biri adressizliktir: 4 kez evlenir, 29 farklı evde oturur.”</a></p>
<p>Neyimiz farklı demek geliyor içimden. Sonra buluyorum yeniden mutsuzluğumu. Eskisi gibi cesur değilim ben diyorum. Kalkıp camın önüne yığıyorum içimi, bir tomar insan birikmiş de içime, ellerim bile artık sigara kokuyor. Karanlıkta saçlarım tutuşuyor şimdi, bulaşıyor ellerinin ateşi çok uzaktan, mevsime bakıyorum Nisan. Hani buharlaşan aldığımız kör nefeslerde. Açmalı diyorum çağla bademleri, koparıp alınacak ya dalından, oysa hala yağmurlar yağıyor terli bahçelere. Hepimiz nefessiz ve şerefsiz kalıyoruz ya yağarken, hepimiz de bulutsuz. Biliyorsun konuşamıyorum artık, sorma. Böyle işte…</p>
<p>Gitmem gerek. .</p>
<p>Seni bırakıp ardımda, sana doğru adımlar atmam gerektiğini biliyorum. Ama ortada büyük bir kaçış gizleniyor, kimden veya kime, bütün yolları da tüketmişim ya içimde, açtığım her kapı çıkmaza kilitleniyor.<br />
Elimde bir kazma ve bir kürek, kendi ölümlerime.</p>
<p>eskilerden&#8230;</p>
<p>İp ucu; (Ben kendimi de şakalarım utanmadan ve unutmadan-Yakalarım kendimi de bir sessizlikte vururum ha vururum, Kör Hasan şöyle; &#8220;Na sana, na bana, .ikim kaldı Kör Hasan&#8217;a&#8221;, Deyiştir ve denilmelidir efendim <img src='http://www.sardalyaavi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':-)' class='wp-smiley' />  )</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sardalyaavi.com/karman.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gün Batımı.</title>
		<link>http://www.sardalyaavi.com/gun-batimi.html</link>
		<comments>http://www.sardalyaavi.com/gun-batimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 May 2009 18:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Dokunuş]]></category>
		<category><![CDATA[Ve Biraz Da Geçmiş Kokar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sardalyaavi.com/?p=160</guid>
		<description><![CDATA[O kadar uzaklarındayım ki… Seçemiyorum seni, insanlığımın kayıp dertlerine düşmüş, oyalanmaktayım. Ne bir tutku, ne bir tepki, ne de vücuduma giyebileceğim bir tenim var. Kaçmayı özlüyorum yine kendimden, ama zamanım kalmadı ki buna. Sürek avındayım sanki ve terleyen ruhumdan yaban domuzunun o kirli kokusu fışkırıyor. Bir tazı köpeği gibi izini süren insanlığın, sonra bulan içindekini, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>O kadar uzaklarındayım ki…<br />
Seçemiyorum seni, insanlığımın kayıp dertlerine düşmüş, oyalanmaktayım. Ne bir tutku, ne bir tepki, ne de vücuduma giyebileceğim bir tenim var. Kaçmayı özlüyorum yine kendimden, ama zamanım kalmadı ki buna. Sürek avındayım sanki ve terleyen ruhumdan yaban domuzunun o kirli kokusu fışkırıyor.<br />
Bir tazı köpeği gibi izini süren insanlığın, sonra bulan içindekini, insanı…</p>
<p>Ardından çekip tüfeğini, kendi insancıllığını vuran. Hem avı, hem avcısı, hem de takipçisiyim kendi yılgınlığımın.</p>
<p>Hem de yüreksizi, hem de kahpe, hemide onursuz, hemide zehir gibi…<br />
Sığ ama yine de köpürürken yüce. Alıp içiyorum kendi kahramanlığımı yaratıp.</p>
<p>Moda sahilinde, tümseğe kurulmuş, tam karşısına adaların, banklarda, tövbelerde, hoş sohbetlerinde batmaya çalışan günün, oturmuşuz.<br />
Hem aykırıyım olana, hem kendimi bitiriyorum yudum yudum.<br />
Öylesine dertleşiyoruz, alamadığımız soluklarımızla. Naraya vuruyoruz sonra, içimizden geleni. Serseri bir duvar oluyor sesimiz, Çarpıp parçalarımıza ayrılıyoruz işte orada.</p>
<p>Kırıklarına basıyoruz camlarımızın, bir bakıyoruz ki canımız yok, <strong>olmayan acıtmıyor…</strong></p>
<p>Ama yinede kanamıyorum sana. Uzağıma da gelsen, yakınımda da olsan, bir türlü doyamıyorum ya, öyle işte… Ve aniden basan içimi, ve koca bir ormanı yakan, ve koca koca kentleri, ardından ovaları, tutuşmamış ne kaldıysa işte daha.</p>
<p><strong>Onları tutuşturan..</strong></p>
<p>Yinede kıyamıyorum sonra bize.<strong> “Boş vermek gerek diyor”</strong> Devrim, <strong>“boş vermek olmuyor ama” </strong> diyorum usulca, yeni bir kadeh daha dolduruyorum içime şimdi.<br />
Biliyorum ki o da yakmış içinde süren davasını, biliyorum ki o da düşkün özgürlüğe, biliyorum ki yanı başımda o da içiyor kendi kaderinden gönülsüzce.<br />
Bir ara ilk mayıs günlerini konuşuyoruz. Hatırlıyorum.<br />
Bir zamanlar kırmızı bir gömleğim vardı, kan kırmızısı, çocuktum ama benim de sendikam oydu işte. Benliğimi örtüyor, koruyordu ya beni yıpranmaktan. Tuttum bende bunu anlattım onlara.<br />
Kötünün de kötüsü olmuştu şimdi Taksim’ de vurulmak, acının da acısı olmuştu iyiden iyiye içimizde mayalanan.<br />
Solumuza doğru kaykıldık biraz, Devrimciliğimize…İlkin o bir şey demedi, ardından bende ağladım.</p>
<p>Ati dedi sonra hiç utanmadan ve sıkılmadan; <strong>“Yaralı bir ülkenin serseri piçleriyiz biz! Analarımız yok, babalarımız ise şekere doymuş bir arı kovanında rutinlerin işçisi. Hay ben böylesini kahpeliğin!”. </strong>Edepsiz edepsiz güldük sonra sokaktan geçenlere. Dolmuş duraklarında bekleyenler vardı, onlara da güldük, içimizden el salladık ölüpte gidenlerimize gizli gizli.</p>
<p><strong>“Ne bir aşk” </strong>dedi Devrim,<strong> “Ne bir tutku” </strong>dedi Ati,<strong> “ne bir yankısı kaldı” </strong>dedim<strong> “Özgürlüğün”. </strong><strong><br />
“Gün battı, o devir de kapandı artık serseriler !”</strong> dedi bize uzaktan bakanlar, <strong>“Gün battı”</strong> dedi Atila, <strong>“Gün batmış”</strong> dedi Devrim,<strong> “Biz de battık”</strong> diyerek gülümsedim, kahramanca.</p>
<p>Ağır olunca taş, kaldırıp, söküp atamıyorsun içinden.(&#8230;.)<br />
Öyle soğuk soğuk oturuyor bir yerlerinde, nefes almak zor zanaat, olur olmaz yerlerine vurup eziyor seni.<br />
Zor zanaat şu yaşamak denen şey. Sana kalan dayanmak olan bitene, dayanmak var gücünle. Susmak, eylemsiz kalmak, hiç ama hiç konuşmamak, hiç kimseyle, kendinle bile.<strong> Ha bir rüzgarın içinde esiyorsun tatlı tatlı, ha yağmurlar yağmış da üzerine, hep aynı.</strong><br />
Kımıltısız, düşüncesiz, katıksız…<br />
Yosunlar da bağlamışsın hanidir!</p>
<p>Mert Ataol<br />
27 Haziran 2008 Cuma</p>
<p>İp ucu : (1977, Unutulmuş hafıza)</p>
<p>http://www.facebook.com/note.php?created&amp;&amp;suggest&amp;note_id=123195483700&amp;id=84838809483</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sardalyaavi.com/gun-batimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
