Ne Demişler?

Ne Dinlenilmiş

poyrazın hikâyesi

Sana söyleyecek o kadar çok şey birikti ki içimde…
Gecenin bir yarısı poyraz rüzgarına göğsünü gere gere direnen balkonun bir ucuna tünedim. İçmemem gereken bir sigarayı tutuşturdum avuçlarımda. Sonra kaldırıp başımı samanyolunu gözledim. Kulaklarım rüzgarın uğultusuyla biçimlenen doğal bir şarkının nakaratında. Önümde, hemen balkonun altından başladığı yanılgısına çabucak kapılıp, bir adımda içine düşebileceğin kadar yakınımızda akan [...]

Bir fincan kahvenin…

Gece yarısını geçtik yine beraber. Yedi şeker bir kahveyi bölüşüyor hesapsız. Bir parça kahve, fincanını ve kaşığını birden bire yutuyor. Yutulmuş kelimeler koyulaşıyor karıştıkça. Huzursuz bedenlerin karanlıkta can çekişmesi gibi, keyifli ölüler de toprak altlarımızda gizli. Ne biz onlardan bir haberiz, ne onlar çekiyor artık insancıl sancılarımızı. Simgelerimizle avunuyor, anılarımızla kavruluyoruz. Sökemediklerimiz aklımızdan, can yakıyor [...]

Karman

Onlar pek sayılmıyorlar ama ben yinede sayıyorum. Hızla koşarak tırmanıyorum üzerlerinden. Ayağım yediye basıyor, sekizin üzerinden atlıyorum bilerek, dokuzda tökezleniyor ve on’a yuvarlanıyorum.
Hem ışıklı, hem ışıksız oluyor şimdi ayrıntılar ve ben yeniden saçma sapan bir şey söylüyorum dokunarak ilmiklerime.
Gitmem gerek.
Biliyorum gidilmeli, ancak eskisi kadar da cesur değilim artık. Eskisi kadar olan özlendikçe, yıpranmış kokar tenim, [...]

Yosun Ana..

Yosun ananın zümrüt yeşili gözlerinin içlerine bir türlü hapsedemediği, mutedil dalgalı, sadece med, sadece cezir zamanlarında durulan, oldukça çalkantılı, bir o kadar telaşlı, Rıza’sına bakarken mayhoş, tayfalara bakarken anaç, öz be öz çocuklarına bakarken masumlaşan bakışları vardı.
Ne yürekli, ne savaşkan zamanlar geçirmişti bu gözler. Ne fırtınalar görmüş, ne eziyetli dönemleri bir çırpıda geçirip, silkeleyip atmıştı [...]

Gün Batımı.

O kadar uzaklarındayım ki…
Seçemiyorum seni, insanlığımın kayıp dertlerine düşmüş, oyalanmaktayım. Ne bir tutku, ne bir tepki, ne de vücuduma giyebileceğim bir tenim var. Kaçmayı özlüyorum yine kendimden, ama zamanım kalmadı ki buna. Sürek avındayım sanki ve terleyen ruhumdan yaban domuzunun o kirli kokusu fışkırıyor.
Bir tazı köpeği gibi izini süren insanlığın, sonra bulan içindekini, insanı…
Ardından çekip [...]

Ramço…

Elinde bir gaz şişesi, boğazına kadar katranın karasına gömülmüş plastik bir kova, dudaklarında sigaranın kına olmuş lekesi, yaralar içinde yüzü, ters çevrilmiş her nasılsa, fırtınadan yorulmuş, bitmek tükenmek bilmeyen yolculuklardan sonra, uzatılmış boylu boyunca kumsala, feleklerin üzerine yatırılmış, feleğin çemberinden geçirilmiş hızla, karnı ve karinası havada, mavi beyaz giydirilmiş bir sandal, hemen yanı başında Ramço [...]

Hüso’nun devrimi bu.

Kelimeler yükleniyor Pembe’ye. Dayanamıyor mutluluğa açılıyor çiçek.
Gittiği yerlerden geriye dönüyor kokusu. Binlerce yıllık.
Sandal ağacı gibi ama değil.
Yarım bardak limon, kenarına cin işte hepsi bu. Sarhoş olmamak için tokuşturuyoruz kadehleri, Bir şeyler dönüyor ama ne.? Bir bakıyorum ki bardağa, bitirmişim..
İmgeler, sen bilirsin onları. İkimizden de kaçık. Kanatsız kuşlarıdır şiirlerin. Nasıl uçarlar bilinmez ama uçarlar işte…
Dilim damağıma, [...]