|
|||||
|
Sana söyleyecek o kadar çok şey birikti ki içimde… Gece yarısını geçtik yine beraber. Yedi şeker bir kahveyi bölüşüyor hesapsız. Bir parça kahve, fincanını ve kaşığını birden bire yutuyor. Yutulmuş kelimeler koyulaşıyor karıştıkça. Huzursuz bedenlerin karanlıkta can çekişmesi gibi, keyifli ölüler de toprak altlarımızda gizli. Ne biz onlardan bir haberiz, ne onlar çekiyor artık insancıl sancılarımızı. Simgelerimizle avunuyor, anılarımızla kavruluyoruz. Sökemediklerimiz aklımızdan, can yakıyor [...] Onlar pek sayılmıyorlar ama ben yinede sayıyorum. Hızla koşarak tırmanıyorum üzerlerinden. Ayağım yediye basıyor, sekizin üzerinden atlıyorum bilerek, dokuzda tökezleniyor ve on’a yuvarlanıyorum. Yosun ananın zümrüt yeşili gözlerinin içlerine bir türlü hapsedemediği, mutedil dalgalı, sadece med, sadece cezir zamanlarında durulan, oldukça çalkantılı, bir o kadar telaşlı, Rıza’sına bakarken mayhoş, tayfalara bakarken anaç, öz be öz çocuklarına bakarken masumlaşan bakışları vardı. O kadar uzaklarındayım ki… Elinde bir gaz şişesi, boğazına kadar katranın karasına gömülmüş plastik bir kova, dudaklarında sigaranın kına olmuş lekesi, yaralar içinde yüzü, ters çevrilmiş her nasılsa, fırtınadan yorulmuş, bitmek tükenmek bilmeyen yolculuklardan sonra, uzatılmış boylu boyunca kumsala, feleklerin üzerine yatırılmış, feleğin çemberinden geçirilmiş hızla, karnı ve karinası havada, mavi beyaz giydirilmiş bir sandal, hemen yanı başında Ramço [...] Kelimeler yükleniyor Pembe’ye. Dayanamıyor mutluluğa açılıyor çiçek. |
|||||
|
Telif © 2010 Sardalya Avı - Tüm Hakları Saklıdır |
|||||
Ne Demişler?