<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sardalya Avı &#187; Bir Dokunuş</title>
	<atom:link href="http://www.sardalyaavi.com/category/bir-dokunus/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sardalyaavi.com</link>
	<description>"Bir göç ve aşk hikayesi"</description>
	<lastBuildDate>Fri, 23 Jul 2010 16:46:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Yok&#8230;</title>
		<link>http://www.sardalyaavi.com/yok.html</link>
		<comments>http://www.sardalyaavi.com/yok.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Oct 2009 04:52:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Dokunuş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sardalyaavi.com/?p=492</guid>
		<description><![CDATA[Bir süredir uyuyamıyorum. Eğer rüyada isem uykumu bölen, uyanıksam öteleyen, hanidir içinde bulunduğum sadeliği karmaşıklaştıran bir durumda buluyorum kendimi. Ne zaman &#8220;tamam ben artık büyüdüm&#8221; desem, yeniden, saçları dağınık, burnu akan, ayakları ve elleri oynadığı oyunlardan kirlenmiş, toza toprağa, çamura bulanmış, geceyi unutmuş, sokaklarda gün boyu topuyla yarenlik eden bir çocuk halllerinde yakalanıyorum, yine kendime. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir süredir uyuyamıyorum. Eğer rüyada isem uykumu bölen, uyanıksam öteleyen,  hanidir içinde bulunduğum sadeliği karmaşıklaştıran bir durumda buluyorum kendimi.</p>
<p>Ne zaman &#8220;tamam ben artık büyüdüm&#8221; desem, yeniden,  saçları dağınık, burnu akan, ayakları ve elleri oynadığı oyunlardan kirlenmiş, toza toprağa, çamura bulanmış, geceyi unutmuş, sokaklarda gün boyu topuyla yarenlik eden bir çocuk halllerinde yakalanıyorum, yine kendime.<br />
<span id="more-492"></span><br />
Ne zaman birinden bir yakınlık görsem, genlerimdeki ezici baskıdan olsa gerek, bunu çabucak ve sevinç  gösterileri eşliğinde ödüllendirildiğime veriyor, coşup haddimi aşıyor, içime sığmayan egom eşliğinde şenlikli taşkınlığıma kapılıp, bulutların pamuksuz yumuşaklığına yatırmaya kalkıyorum kırılacak olan yerlerimi.<br />
Bir süre akarak, çağılla.<br />
Yitirip içinde olduğum zamanın gerçekliğini ve anlamını,<br />
Kocamanlığımı, ayılınca büyük olasılıkla içinde kendimi bulacağım komik ve gülünesi tablodaki renkli hallerimi önemsemiyorum pek.</p>
<p>Kendi kendime süslü püslü bir gelin, kendi kendime siyahlar giymiş otantik bir güveyi oluveriyor, oryantal havalar eşliğinde, yine kendimin çalıp, kendimin oynadığı bir düğünde buluveriyorum büyüyüp adam olmuşluğumu.</p>
<p>Oysa biliyorum ki, Ne bulutlar yumuşak, ne de ben artık, o eski umarsızlığın coşkunluğundaki oyunların kahramanı olan çocuksuluğuma geri dönebilecek kadar serseriyim, bıdığım.</p>
<p>Sanmak ile içinde olduğum gerçekliğin ayırdını kesinlikle çizebilmem, bazen oldukça zorlaşabiliyor.<br />
Düşünsel uzayımda çizdiğim dünyaların harikalığına o kadar kaptırıyorum ki kendimi&#8230;<br />
Nesnel gerçekliğimdeki algılama sorunlarımı ayrıştırmakta başarısız kaldığımı farkediyorum ardından.</p>
<p>Sonrası soğuk&#8230;</p>
<p>Oysa doğduğum yerlerde poyraz estiğinde, önce evlerin çatıları sarsılır, kopan fırtınaların  keskin yankılarında üşürdü akıllarımız.<br />
Ardından ince taneli bir yağmur başlar, içimizden dalgalanıverirdi bize farkettirmeden sevdalarımız.<br />
Ondan sonra tutardı bizi uykukaçıran, iç yanmaları, baygın bakışlarımızla aynanın karşına geçip, yeni yeni yüzümüzde biriken sivilcelerimizi sıkma çabaları, hayran olunacak yüze, görünüme, yansıya ulaşma çabaları.<br />
Başka türlü olmazdı.<br />
Filmlerin aktörlerine yaslanırdı hayranlıklar. Şarkıların nakaratları kokardı, tutku. Başımızı döndürürdü, aşk. Tuz kokardı buram buram tenimiz düşleyince, &#8216;bir olmayı&#8217;.</p>
<p>Ve hiç bir zaman, ne esen rüzgar uçurması gereken çatıyı tam olarak tutturabilmiş, ne de içindeki &#8220;kor alevle tutuşan&#8221;, gerçek yangısına vurulmuş olurdu böyle fırtınalara yakalanıldığında.<br />
.<br />
Beni sudan çıkmış balığa döndüren ise hep &#8220;ahmakıslatandı&#8221;.<br />
Bulutlar geçtikten sonra beliriverirdi gerçek olan.</p>
<p>Unutmuşum&#8230;</p>
<p>Şimdi artık daha iyi anlıyorum neden susuz kaldığımı. Denize ve dalgaların içinde oynaşmaya can atan yüreğimi,<br />
Alıp başımı, suskunluğun çatışmalı okyanusunda derin düşüncelerde kaybolup gitmeye dönük istencimi.</p>
<p>Biliyorum artık sessizliğe hazır olduğumu. Susup kalacağımı. Unutup gitmiş gibi yapacağımı. Ve bir süre sonra bunu gerçek sanacağımı.<br />
Tuza sarıp sarmalayacağımı içimde,<br />
Yokluğunu.<br />
Yokluğumu.<br />
Yok&#8230;</p>
<p>İpin Ucu; (Bir dosta uzatılmış)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sardalyaavi.com/yok.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşerim ki ben,</title>
		<link>http://www.sardalyaavi.com/duserim-ki-ben.html</link>
		<comments>http://www.sardalyaavi.com/duserim-ki-ben.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2009 22:43:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Dokunuş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sardalyaavi.com/?p=241</guid>
		<description><![CDATA[Minnacık bir deniz lalesi, kocaman bir arı, yer değiştirsek seninle, tersi olsa örneğin, düzeni değiştirsek, ben lale olsam, düzen değişir belki ama, düzülen kalır yine yerli yerinde. Lale olan yer mi ki bu aldatmacayı? Yok… Aslında senin zararın dokunmuyor ki bana, kendimi burkuyorum ben, yine kendime. Kadınların kadınları, erkeklerin erkekleri, çocukların çocukluklarını, kedilerin evcilliklerini pek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Minnacık bir deniz lalesi, kocaman bir arı, yer değiştirsek seninle, tersi olsa örneğin, düzeni değiştirsek, ben lale olsam, düzen değişir belki ama, düzülen kalır yine yerli yerinde. Lale olan yer mi ki bu aldatmacayı?<br />
Yok…<br />
Aslında senin zararın dokunmuyor ki bana, kendimi burkuyorum ben, yine kendime. Kadınların kadınları, erkeklerin erkekleri, çocukların çocukluklarını, kedilerin evcilliklerini pek sevememesi gibi bir durumda, kalakalmışız. Ayılasım da gelmiyor ki olan bitenden.</p>
<pre>Birde oynadığım oyunlardaki bir tekeri eksik oyuncak arabalarımı…
Çekip de alıyormuş  gibi birisi ellerimden.</pre>
<p><span id="more-241"></span></p>
<p><em><strong>Uykusuzluğumu, utangaçlığımı, çekinmeden ve üslupsuz konuştuklarımı, nereden kaldırıp nereye vuracağım<br />
belirsiz ve tedirgin fikirlerimi, daha bilmem ne kadarını olumsuzluklarımın, bencilliğimi, safisizliğimi, darımı, dar<br />
ağacımı, dağarcığımı, ve bilmem ne kadar da bekleyişimi seni&#8230;</strong></em></p>
<p>Onca yılın ardından, birden bire apansız, düşlerimden sıyrılıp karşıma dikilişini, derin derin, siyah siyah, mavi yeşil, buluta göre değişen, güneşe göre değişen, denize göre değişen gözlerini, üzerimde bulurken ki hallerimi yeniden. Sahiden sevebileceğim yerde, bana ait olmayan bir yabanlığa, terk edişimi içimi. Sana gelmeyişimi, gelemeyişimi bir de, Kendime inat.<br />
Ama,<br />
Sana gelemeyişim, kaçmaktan değil senden.<br />
Tersine çevirdik ya düzeni, korkum da bundan benim, düzmekten, olmadı düzülmekten yoluna keyiflice. Diğerlerine benzemenin yankısı, yıpratıyor özümü, bu bile sana oldukça fazla özendiğimden. Bunca iç geçirişim ayrıca sana, özlemekten fazla seni, yeniden ve yeniden&#8230;</p>
<p>Üzümsüz bir bağın, lüzumsuz bir kökü olmaktan, sonrasında vazgeçmekten bütün bağlardan ve bahçelerden. Gittikçe ufalırsa köküm diye ürpermekten duruluğunda, dokundukça boy atmaktan korkum, boşuna filizlenmekten, durup durup rüzgarı yemekten olur olmaz yerlerime.<br />
Üşümekten.</p>
<p><strong><em>Güze kadar yetişecek bir kahraman nasılsa hep olacak, sonrasında içilecek şarabından küfelik.<br />
Üzüm gibi şıralık, kütük gibi çıralık olup bitirecekken,<br />
ki terside doğrudur bunun&#8230;</em></strong><br />
Bir mevsimde tükenmeyi ve ardından birkaç kız koşturan patlatıvermeyi içimizde.<br />
Yıkılıp tuğlalara, dağılıp toza dönüştürmemek için bizi.</p>
<pre>Birkaç mevsim boyunca, dudaklarından bile yasak kalırsın ki sen bana,
İçemem ve içilemem.</pre>
<p>Budur belki de iyisi bir şarabın. Boşuna sürgün olanın dökülmesi küfelere, hasatlanması, damıtılması bilinmeyen mahzenlerde,  beklenmesi ve bekletilmesi bir ömür.<br />
Tazelenmesi yeniden, sonra tekrardan dökülmesi, içmeyi bilen dudaklardan,<br />
En gizli köşelerimize<br />
Ve hatta Köpeği bile öldüren acılıkta.<br />
Sabır biraz,<br />
Tam da seni bulmuşken, sere serpe, düşe kalka, dilediğimce ayıp, dilediğimce uzanmışken düşlerime, bir o kadar tutamayıp kendimi, avunuyorken, sarılıyorken seninle sarpa, yeniden umutlara, çekip gidenleri içimden, hiç ama hiç istemeden bir de, rayları boyunca kesişen makaslarla, göçüp giderken karanlıkta dumanı, sigaranın, bacasından, içimden geçen yolculukların, yolcularının bir de, bir oradan, birde şuraya bakınıp, hazır gitmişken.<br />
Bir kirin, bir de pasın boyaları dökülmüşken üzerime, durup dururken gel dersen…</p>
<p><strong>Seni görmeye gelirsem ben, düşerim ki oyuncak trenlerimden..</strong>.</p>
<p>Kutsallığına sığınırım sonra sokakların. Vururum kaldırımlarına kendimi, bakınırım serseri denizlerime uzaktan,<br />
Seslenirim çok ötelerden yazılmış hikayelere, yazılacak olana, sessizce ve kendiliğimden.<br />
Dönemem daha,<br />
Hazır gitmişken.<br />
Hazır gitmişken&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sardalyaavi.com/duserim-ki-ben.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Med ve Cezir</title>
		<link>http://www.sardalyaavi.com/med-ve-cezir.html</link>
		<comments>http://www.sardalyaavi.com/med-ve-cezir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2009 20:05:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Dokunuş]]></category>
		<category><![CDATA[Bir temas]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sardalyaavi.com/?p=231</guid>
		<description><![CDATA[O kadar çok uzaklaşmışım ki doğduğum kıyılardan,her kulaçta yeni bir kayalığı yurdum sanıyorum, ne kadar sürecek acaba geldiğim yerden geriye olan yolculuğum? Yüzüm ona dönüktü. Böyle durumlarda ne fırtınayı dinler insan nede kabaran denizin öfkesini. Yalın daha bir kaba, göz daha keskinini görmeyi hedeflerdi. Baştan aşağıya gerilmiş kaslar, Yüz hatlarımız kayıp, Düşüvermiş ardımızda bıraktığımız sularda. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>O kadar çok uzaklaşmışım ki doğduğum kıyılardan,her kulaçta yeni bir kayalığı yurdum sanıyorum,<br />
ne kadar sürecek acaba geldiğim yerden geriye olan yolculuğum?<br />
Yüzüm ona dönüktü.<br />
Böyle durumlarda ne fırtınayı dinler insan nede kabaran denizin öfkesini.<br />
Yalın daha bir kaba, göz daha keskinini görmeyi hedeflerdi.<br />
Baştan aşağıya gerilmiş kaslar,<br />
Yüz hatlarımız kayıp,<br />
Düşüvermiş ardımızda bıraktığımız sularda.<br />
<span id="more-231"></span><br />
&#8220;Kıyı.<br />
Ben nasıl bir kıyıdan geldim ya da kıyıdan geldim mi, ya da dönüşü bulabilir miyim, görsem tanır mıyım onu bile bilmiyorum :/</p>
<p>Sanırım kayboldum .&#8221;</p>
<p>Hayır dedim kaybolmazsın sen. Ben seni aradığım sürece sadece bulunamayansın hepsi bu.<br />
Hem Ben ana olandan uzaklaşıp babama yaklaştıkça bulacağımı varsayarak,<br />
Her çıktığımda nefeslenmek için bir kayalığa, Belki Yeniden bir ada sanarak orayı,<br />
Sonra daha da derin sulara dalarak,ardından<br />
Hem zaten<br />
Yanılgıda özümüzdedir yangı da<br />
Tut ki yengide içindedir bunun, yenilgi de.<br />
Ardından gelecekse gelir zaten boğulmak.<br />
Hem sonra açılacak ilk yelken ile gidilecek yönü bilen ve tanıyanda sensin,<br />
Rüzgar bizim için sadece bir umut,<br />
Okyanus ise yaşam gibi, belki de gerçek olan<br />
<a href="http://www.facebook.com/note.php?note_id=203560870724&#038;id=727278952&#038;ref=nf#/note.php?note_id=111114218608"><br />
Algılardan notlar;</a></p>
<p>Elvan dedi ki:<br />
&#8220;Sözüne söz süremem.Anlamına mana ekleyemem.Bir takdirlik mesafeden yakınına geçemem.Selamı yürekten bırakıp kıyılarına,okyanuslarda karşılaşmanın dileğini bırakıyorum cebine. <u>Bırak Varsın ıslansın umutlar.Yakamoza serer kurutursun.</u>&#8221;</p>
<p>Ela Dedi ki:<br />
&#8220;ekleyecek bir şeyim yyok, bu satırların cebine koymuşsun sen bizi <img src='http://www.sardalyaavi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> :)<br />
yüreğine sağlık <img src='http://www.sardalyaavi.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> &#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sardalyaavi.com/med-ve-cezir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Olan biten</title>
		<link>http://www.sardalyaavi.com/olan-biten.html</link>
		<comments>http://www.sardalyaavi.com/olan-biten.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Jun 2009 00:00:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Dokunuş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sardalyaavi.com/?p=185</guid>
		<description><![CDATA[Bir an gelir ve insan önemsemeyi bırakır. Boşluk iyidir bazen, yumuşacık ve hafiftir, sen düşmediğin sürece o da acıtmaz. Ve Zaman gelir, her kes payını alır yalnızlıktan. Gidiyordum. Elimde bir kitap, bir kaç giysi bavulumda, dizüstü bilgisayarım ve takım elbisenin içine sakladığım yalnızlığım. Mutsuz değildim. Her zamanki gibi başım dik, uçağımın kalkacağı saati bekliyordum. Sıra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir an gelir ve insan önemsemeyi bırakır.<br />
Boşluk iyidir bazen, yumuşacık ve hafiftir, sen düşmediğin sürece o da acıtmaz.<br />
Ve Zaman gelir,<br />
her kes payını alır yalnızlıktan. </p>
<p>Gidiyordum.<br />
Elimde bir kitap, bir kaç giysi bavulumda, dizüstü bilgisayarım ve takım elbisenin içine sakladığım yalnızlığım.<br />
Mutsuz değildim. Her zamanki gibi başım dik, uçağımın kalkacağı saati bekliyordum.<br />
Sıra sıra banklara serilmiş insanların arasında, bir ben&#8230;<br />
Aslında anlatacak hiç bir şey yok. Çalmayan telefonuma inat, sensiz değildim.<br />
Aslında yokluk.<br />
Olan şeylerde senin kadar kocaman<br />
Kocaman<br />
Dedim ya,<br />
Boşluk.<br />
<span id="more-185"></span><br />
Neyse efendim havalandık. Biz büyüdükçe yeryüzü küçüldü, Biz küçüldükçe de büyüdü bulutlar.<br />
Bulutları hep benzetmişimdir zaten,<br />
Kimini kelebeğe, kimini bir koyuna,<br />
İçi boş insan kılıfları gibidirler de.<br />
Anlatmalıyım..</p>
<p>Cam kenarına almışlar biletimi, tam da uçurumun başına,<br />
Uçak sağa yattıkça ben dağların doruklarında buluyorum kendimi.<br />
Zirvelere bakıyorum sen yoksun.<br />
Sonra zirvelerden aşağılara&#8230;.<br />
Bir an elimi uzatıp bir parçasını yakalıyorum bulutun.<br />
Serin beyaz bir topak.<br />
Alıp yanımda oturan hayaline uzatıyorum onu.<br />
Görmüyor.<br />
Anlıyorum ki oynamak istemiyor artık benimle<br />
Neyse,</p>
<p>İndik.<br />
Kapılardan geçip valizlerimizi falan aldık.<br />
Bekleyen aracın başındakilerle tanıştık selamlaştık.<br />
Akşam yemeğinden önce koca koca adamlarla buluştuk daha sonra.<br />
Herkes kocaman ama,<br />
Şöyle Toroslar gibi sıra sıra ve boy boy.<br />
Ancak hiç kimse benim çıkıpta indiğim tepelerin yollarını bilmiyor.<br />
Olacak o kadar işte.<br />
Konuşmalar, dert yanmalar, söyleşiler eşliğinde,<br />
Sürüp gitti A-dana<br />
Kaldığım gün başına 14 cinayet işlendi.<br />
Gittiğim şirket  bir kaç ton sipariş aldı.<br />
Ayağın uğurlu dediler,<br />
Onlar güldü<br />
Ben güldüm.<br />
Çok da uzatmayayım,</p>
<p>Su gibi akıp geçmedi zaman,<br />
Ancak bende suyun içinde değildim elbet,<br />
Günler aktı,<br />
Geceler aktı,<br />
Çok Sıcaktı ama çok<br />
Terler de aktı su gibi her yanımdan.<br />
Her telefona gidişi ellerimin,<br />
Sessizliğin canımı yaktı.<br />
Şükrederler ya hani,<br />
Döndüm.</p>
<p>Uyudum önce,<br />
İyice uyudum ama<br />
Uyandım sonra, Özlediğim yerleri gezdim. Moda da çay içtim Teras&#8217;ta,<br />
Kendime baktım,<br />
Denize baktım,<br />
Yelkenlere, motorlara, sahilde yürüyenlere baktım,<br />
Esen rüzgarla gelen ıhlamur kokusuna takıldım biraz.<br />
Yansımalarına baktım güneşin.<br />
Sararmaya başlayan bir yaz,<br />
Kaybolmaya başlayan bir yüz gördüm.<br />
Yoktun,</p>
<p>Bir yerlere mi saklanmıştın da ben bulamıyordum seni ?<br />
Yada sen bulunamıyordun da, ben mi arıyordum boşuna boşu ?</p>
<p>Boşluk..<br />
Acıtmaz hiç.<br />
Ve zamanı gelir,<br />
Her kes payını alır yalnızlığından..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sardalyaavi.com/olan-biten.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gün Batımı.</title>
		<link>http://www.sardalyaavi.com/gun-batimi.html</link>
		<comments>http://www.sardalyaavi.com/gun-batimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 May 2009 18:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bir Dokunuş]]></category>
		<category><![CDATA[Ve Biraz Da Geçmiş Kokar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sardalyaavi.com/?p=160</guid>
		<description><![CDATA[O kadar uzaklarındayım ki… Seçemiyorum seni, insanlığımın kayıp dertlerine düşmüş, oyalanmaktayım. Ne bir tutku, ne bir tepki, ne de vücuduma giyebileceğim bir tenim var. Kaçmayı özlüyorum yine kendimden, ama zamanım kalmadı ki buna. Sürek avındayım sanki ve terleyen ruhumdan yaban domuzunun o kirli kokusu fışkırıyor. Bir tazı köpeği gibi izini süren insanlığın, sonra bulan içindekini, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>O kadar uzaklarındayım ki…<br />
Seçemiyorum seni, insanlığımın kayıp dertlerine düşmüş, oyalanmaktayım. Ne bir tutku, ne bir tepki, ne de vücuduma giyebileceğim bir tenim var. Kaçmayı özlüyorum yine kendimden, ama zamanım kalmadı ki buna. Sürek avındayım sanki ve terleyen ruhumdan yaban domuzunun o kirli kokusu fışkırıyor.<br />
Bir tazı köpeği gibi izini süren insanlığın, sonra bulan içindekini, insanı…</p>
<p>Ardından çekip tüfeğini, kendi insancıllığını vuran. Hem avı, hem avcısı, hem de takipçisiyim kendi yılgınlığımın.</p>
<p>Hem de yüreksizi, hem de kahpe, hemide onursuz, hemide zehir gibi…<br />
Sığ ama yine de köpürürken yüce. Alıp içiyorum kendi kahramanlığımı yaratıp.</p>
<p>Moda sahilinde, tümseğe kurulmuş, tam karşısına adaların, banklarda, tövbelerde, hoş sohbetlerinde batmaya çalışan günün, oturmuşuz.<br />
Hem aykırıyım olana, hem kendimi bitiriyorum yudum yudum.<br />
Öylesine dertleşiyoruz, alamadığımız soluklarımızla. Naraya vuruyoruz sonra, içimizden geleni. Serseri bir duvar oluyor sesimiz, Çarpıp parçalarımıza ayrılıyoruz işte orada.</p>
<p>Kırıklarına basıyoruz camlarımızın, bir bakıyoruz ki canımız yok, <strong>olmayan acıtmıyor…</strong></p>
<p>Ama yinede kanamıyorum sana. Uzağıma da gelsen, yakınımda da olsan, bir türlü doyamıyorum ya, öyle işte… Ve aniden basan içimi, ve koca bir ormanı yakan, ve koca koca kentleri, ardından ovaları, tutuşmamış ne kaldıysa işte daha.</p>
<p><strong>Onları tutuşturan..</strong></p>
<p>Yinede kıyamıyorum sonra bize.<strong> “Boş vermek gerek diyor”</strong> Devrim, <strong>“boş vermek olmuyor ama” </strong> diyorum usulca, yeni bir kadeh daha dolduruyorum içime şimdi.<br />
Biliyorum ki o da yakmış içinde süren davasını, biliyorum ki o da düşkün özgürlüğe, biliyorum ki yanı başımda o da içiyor kendi kaderinden gönülsüzce.<br />
Bir ara ilk mayıs günlerini konuşuyoruz. Hatırlıyorum.<br />
Bir zamanlar kırmızı bir gömleğim vardı, kan kırmızısı, çocuktum ama benim de sendikam oydu işte. Benliğimi örtüyor, koruyordu ya beni yıpranmaktan. Tuttum bende bunu anlattım onlara.<br />
Kötünün de kötüsü olmuştu şimdi Taksim’ de vurulmak, acının da acısı olmuştu iyiden iyiye içimizde mayalanan.<br />
Solumuza doğru kaykıldık biraz, Devrimciliğimize…İlkin o bir şey demedi, ardından bende ağladım.</p>
<p>Ati dedi sonra hiç utanmadan ve sıkılmadan; <strong>“Yaralı bir ülkenin serseri piçleriyiz biz! Analarımız yok, babalarımız ise şekere doymuş bir arı kovanında rutinlerin işçisi. Hay ben böylesini kahpeliğin!”. </strong>Edepsiz edepsiz güldük sonra sokaktan geçenlere. Dolmuş duraklarında bekleyenler vardı, onlara da güldük, içimizden el salladık ölüpte gidenlerimize gizli gizli.</p>
<p><strong>“Ne bir aşk” </strong>dedi Devrim,<strong> “Ne bir tutku” </strong>dedi Ati,<strong> “ne bir yankısı kaldı” </strong>dedim<strong> “Özgürlüğün”. </strong><strong><br />
“Gün battı, o devir de kapandı artık serseriler !”</strong> dedi bize uzaktan bakanlar, <strong>“Gün battı”</strong> dedi Atila, <strong>“Gün batmış”</strong> dedi Devrim,<strong> “Biz de battık”</strong> diyerek gülümsedim, kahramanca.</p>
<p>Ağır olunca taş, kaldırıp, söküp atamıyorsun içinden.(&#8230;.)<br />
Öyle soğuk soğuk oturuyor bir yerlerinde, nefes almak zor zanaat, olur olmaz yerlerine vurup eziyor seni.<br />
Zor zanaat şu yaşamak denen şey. Sana kalan dayanmak olan bitene, dayanmak var gücünle. Susmak, eylemsiz kalmak, hiç ama hiç konuşmamak, hiç kimseyle, kendinle bile.<strong> Ha bir rüzgarın içinde esiyorsun tatlı tatlı, ha yağmurlar yağmış da üzerine, hep aynı.</strong><br />
Kımıltısız, düşüncesiz, katıksız…<br />
Yosunlar da bağlamışsın hanidir!</p>
<p>Mert Ataol<br />
27 Haziran 2008 Cuma</p>
<p>İp ucu : (1977, Unutulmuş hafıza)</p>
<p>http://www.facebook.com/note.php?created&amp;&amp;suggest&amp;note_id=123195483700&amp;id=84838809483</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sardalyaavi.com/gun-batimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
