|
|||||
Bir fincan kahvenin…*** Bilmem kaçıncı mektup Gece yarısını geçtik yine beraber. Yedi ÅŸeker bir kahveyi bölüşüyor hesapsız. Bir parça kahve, fincanını ve kaşığını birden bire yutuyor. YutulmuÅŸ kelimeler koyulaşıyor karıştıkça. Huzursuz bedenlerin karanlıkta can çekiÅŸmesi gibi, keyifli ölüler de toprak altlarımızda gizli. Ne biz onlardan bir haberiz, ne onlar çekiyor artık insancıl sancılarımızı. Simgelerimizle avunuyor, anılarımızla kavruluyoruz. Sökemediklerimiz aklımızdan, can yakıyor hep. Satamıyoruz da anasını, boÅŸ veremiyoruz sade bir küfrün sırtına binip. Yarıyı geçtik birlikte. Ten kokuyor İstanbul’un sokakları. Kadın gibi kokuyor, erkek gibi kokuyor sonra, ter kokuyor seviÅŸmeleri karanlıkta ikisinin. Açık balkon kapısından, sardunyaların sarmaÅŸ dolaÅŸ kokuları doluyor içeriye, izin versem burnumun yarısı çekip gidecek onlarla. Ruhumun yarısının sende saklandığı gerçeÄŸinden hareket edip. Sen de lütfen gel artık, bütün kokularımızda seninle geri gelsin. Öpüşsün tenlerimiz, tutkulu bir bilmece de. Çözülsün gece ipliklerinden, ÅŸafak iÅŸlensin bir bebeÄŸin tenine. Duru bir sabah olsun sonra. Özellikle de yaÄŸmur yaÄŸsın, budur yakışan bize… Bilmek emin olmak deÄŸildir. YaÅŸamadan, bilse bile emin olamıyor insan. Sabırla bekliyor bir köşede oturup. Elinde bir papatya, yapraklarını yolup, eÅŸleÅŸtiriyor önünden geçenleri. Her önümden geçiÅŸin bir yaprağı koparıp alıyor bedeninden papatyanın. Her geliÅŸin bedenimi parçalıyor, hep gideceÄŸini bildiÄŸimden. İşte bu sarısı yakışmıyor papatyanın buraya. Bu bizi de derinden yaralıyor. Sen gelmeden önce, ve sen yeniden gitmeden, bütün çiçeklerini tek bir renge boyamak gerekiyor İstanbul’un. Bembeyaza yada toz bir pembeye boyanmalı çiçekler. İçimden geçip gidiyor banliyö trenleri, her bir vagon ve her biri, ayrı bir yöne. Ben yapamam bunu, sen de yapamazsın. İkimiz de o kadar ısrarcı, o kadar merhametli deÄŸiliz ‘bize’. O yüzden seviÅŸiyor, o yüzden sıkça buluÅŸuyoruz sarmaşık sokaklarda. Özlemekten biraz da. İklimsizlikten. Yenilip gitmek korkusundan, olana ve bitene. Yeniden bitirmeye hazır buluÅŸuyor, yeniden baÅŸlamaya hazır bitiriyoruz her birini. Her gün bir kent doÄŸuyor uykularımızdan uyanıp, her gün bir dolu insan ölüyor içimizde. Gece yarısını geçtik yine beraber, sen benim gözlerimde yol aldın öpüştükçe, ben senin diplerine yasladım da başımı. Söz diplerinde, büyük düşler gördük, minik hayaller yakaladık ellerimizle. Her biri kısa ömürlü, toz kanat. Yinede her biri kendi kozasında olaÄŸan üstü bir dünya. Birinin masmavi gözleri var mesela, birinin yüreÄŸinde tüm kayıp ruhlar gizli. Ama tılsımı var büyülü. Koca bir fincan kahve, tam yedi ÅŸeker ve bir çay kaşığı. Çay kaşığını boÄŸuyor gece. Geçiverdik onun da yarısını beraberce… *** |
|||||
|
Telif © 2010 Sardalya Avı - Tüm Hakları Saklıdır |
|||||
Ne söylendi?