Ne söylendi?

Ve paylaştık

Acımtrak mai

***

SoÄŸan, lahmacun, iskender, urfa , bursa, antep, pizza, hamburger…
Hepsinin üzerine bolca bira ve patates kokan ara sokakları geçip, çamaşır suyu, bonbon şekeri, çikolata, vitrininden taşan şıkır şıkır giysi kokularının oynaştığı ana caddeye ulaştı.

Doymak bilmez bir enerjisi vardı bu semtin. Durmadan öğütecek bir şeyler hep bulurdu dişlerinin arasında.

Bir yönünü izlediÄŸinizde Harbiye’ye, diÄŸer tarafından gittiÄŸinizde Pangaltı’ya çıkabileceÄŸiniz meydana ulaÅŸtığınızda iÅŸiniz oldukça kolaylaşırdı. Her daim parlak ışıklarla aydınlatılmış, göz alıcı giysilerin sergilendiÄŸi vitrinler, ev gereçleri, cepheleri yapay granitler, neon ışıklı tabelalarla kaplı, şıkıdım binalarla dolu bu caddede yürümek, rahatlatıyordu Pınar Kocakara’yı.

“İşte” dedi içinden, acımtrak mavi iç çamaşırlarının sergilendiÄŸi vitrine bakıp azıcık kızararak. “Aklımızdaki ideal oyunlara uygun bu tür ÅŸeyleri satın alıyoruz önce. Sonra bize onun içini taşırmadan dolduracak birilerini bulmak kalıyor. Kimimiz baÅŸarıyor da bunu. Bunlar içimizde en ÅŸanslı olanları. Ama çoÄŸunlukla ortaya o kadar gülünesi ÅŸeyler dökülüyor ki. Arkasından kırılıp bir köşeye atılan oyuncaklar…”

Üzerine bir rahatlık çöktüğünü farketti. Açık hava her zaman iyi gelirdi ona. Zihni açılır kendini dinlemeye zaman bulurdu bu kısacık yürüyüşlerinde. Önünde sarsak sarsak yürüyen kadın, daha da önde yürüyen, yeni dikilmiş, etrafına korunaklar sıralanmış fideleri koklayan köğeğin tasmasını otomatik biçimde kısıtlıyordu.

- Seviyor musunuz siz onu?
- Efendim?
- Köpeğinizi diyorum, seviyor musunuz?
- Asılacak biri gibi de görünmüyorsunuz pek, siz gözlerime?
- Sevseydiniz eğer, takmazdınız tasmasını demeye çalışıyorum ben aslında.
- Ne alakası var bey’fendi, tasmasız olur mu hiç gezintide bir köpek?
- Kısıtsız olur mu hiç sevgi demeye çalışıyorsunuz galiba siz, Anlıyorum ben.
- Hayır aslında, hep de böyle tipler gelip bana çatıyor diyorum ben de. Hasta falan mısınız yoksa siz? Ah çok yazık….
- İyi geceler ham’fendi, iyi geceler!…
- Neden bütün gerzekler gelip gelip gelip beni bulur. Bir anlasam?

“Kalbi fena halde kırılmış bir adamsın sen Pınar. AkÅŸam akÅŸam, tanımadığın birilerine laf sokarak, söylenerek belânı arıyorsun. Bu gün için iÅŸinden kovulmuÅŸ ve yitiksin. Öfken ve uÄŸradığın haksızlık seni tahammülsüzlüğe itiyor. DoÄŸal olarak sen de birilerini kırmak için geçerli bahaneler peÅŸindesin. Ona buna çatıp duruyorsun. Ne diye bulaÅŸtın ÅŸimdi durup dururken ÅŸu kadına? Sana ne elin köpeÄŸinden, bokundan, tasmasından? Sen, kendi derdine bile çare bulamayacak kadar zavallı ve tükenmiÅŸ bir haldeyken, üstüne üstlük bir de hakaretler iÅŸitiyorsun. Rahatladın mı? Aldın mı tertemiz ve bol oksijenli havanı? Ferahı mı soludun yürüdüğün yollar boyunca? Bütün o zehir, aslında seni sen yapan sorunların ana damarı. Kes kopar ÅŸunu en olmadık yerinden. Kanat kendini, acıma!. Olmazsa kaç git buralardan bir sahil kasabasına, evet yap bunu. Tam da gidip kendini inzivaya çekecek olgunlukta ve yaÅŸtasın. BaÅŸka iÅŸ mi bulabileceÄŸini düşünüyorsun bu yaÅŸta? Daha dün saymadın mı tuvaletinin aynasında kaç telinin beyazlaÅŸtığını?. Sonra birer birer koparmaya kalkmadın mı o gümüşten telleri? Senden daha genç pazarlama müdürleri üşüşüverdiler ciritler attığın, hedefler vurduÄŸun, bir zamanların parlak çocuÄŸu olarak ünlendiÄŸin otomotiv piyasasına. Senden daha iyileri var artık kabullen bunu, çekil kabına kacağına. Zaman, öylesine onarılmaz biçimde yıkıcı oldu ki senin için. Birden bire yaÅŸlandın. Bunu beklemiyordun hiç. hep genç kalacaktın. Haydi savaÅŸ ÅŸimdi onlarla. Rekabet acımasız ve bunu yaratanlardan biri de sensin. Evet, evet, yap bunu. Kaç git buralardan denize kıyısı olan bir kasabaya. Biraz nefes al. Daha yorulmadın mı? Bitir artık ÅŸu iÅŸi, ya da git yeniden Esra’cığının sımsıkı bedeninde avut kendini. Giderken de, ÅŸu janjanlı vitrinlerde ışıldayan, acımtrak mavi çamaşırlardan en iç gıcıklayıcısını seçip al. Kendi ellerinle giydir ona. Dokunarak okÅŸayarak severek yap bunu. Geçen gün armaÄŸan ettiÄŸin Caldion’dan da bir kaç damla da sık üzerine. Kötüsünü, iyisi bastırır kokuların. Bunu tarih anlatmıştı kirli pasaklı insancıklarına. Kimin kimi yazdığına aldırmadan dön geriye. Sarıl, öp, kokla sonra onu. Sarmaduman ol onun becerikli kuytularında. Derin derin içine çek ılık nefesini. Uyarılmaktan dikleÅŸmiÅŸ uçlarından ısır göğüslerinin. Canını acıt sonra iyice bastırarak. Bunu istesen de, istemesen de yap. Sertçe vur onun dip duvarlarına. İkinizden biri kanamalı bu gün ki, yeniden kuÅŸanasın erk’lerin en yücesini. Her vuruÅŸun içinde dalgalansın Esra’nın. O biçimli kalçalarını sıkarak güçlen. Olmadı bütün gücünle bas ÅŸaplağı kabalarına. Büyü, büyü ve kocaman ol. İşte o an geldiÄŸinde utanma. Sal içindeki hayvanı hak ettiÄŸi özgürlüğüne. Kendini seviyorsan yap bunu. Yap ki güvensizliÄŸin, Cezr’e teslim olan denizler gibi sökülsün içinde çarpıp durduÄŸu, ufalayıp kuma dönüştürmeye can attığı kayalıklardan. Yap bunu. Git ve acıt, yak canını. Sonra derin bir uyku çek, kaygısız. Yarın ola hayrola de içinden. Bu caddelerin bu sokakların büyüsü ile yaratılmış rüyalar gör derinliÄŸinde uykunun. Yoksa sana vurulan o darbeden sersemleyip, kendi içine öyle büyük bir gürültüyle çökeceksin ki toparlanabilmek, senin için hiç bir zaman mümkün olamayacak.”

Soluklandı. Adımları biliyordu gideceÄŸi yeri ve artık; Düşünceleri berraklaÅŸmış yeniden baÅŸlamayı kestirmiÅŸti gözüne. Yeniden baÅŸlamak gerçek güce sahip kiÅŸilerin tek giziydi belki. “Sonra Esra’nın da kalbini kırdım salak gibi! Anlatsa mıydım? Anlamazdı ki. Hem uygun bir zaman mıydı ki tartışırken? Uygun zaman ne zaman gelecekti. Tartışmadan önce gelemez miydi uygun zaman? GelmemiÅŸti iÅŸte. Olmamıştı. Ama belki bir uygun hediye? Onarmak. Tamir etmek? KeÅŸke anlatsaydım da…”

Varsın o zaman dilediğini yakıştırıp söyleyiverseydi ona.

- Hediye paketi yapar mısınız?
- Notunuz var mı?
- ‘Seni çok seviyorum’ diye yazın olmazsa. Piko’cuÄŸun diye de eklerseniz altına çok sevinirim. Ama büyük harflerle olsun. AnlaÅŸtık mı?
- Açığız her gün yirmibirotuz’a kadar. Pazar günleri de dahil çalışmamıza. BeÄŸenmezse deÄŸiÅŸtirirsiniz faturasını getirip. Åžifrenizi tuÅŸlar mısınız lütfen?

***

İp Ucu: (Köpek; Tasmasız yiğit. Vakit; yirmibirotuz. Şifre; Şirretten türetilme güvenlik şeysi. Janjan; Eskiden yaldızlıydı pek, döküldü şimdi. Bok; şiire bulaşan insanın düşüncesi. Şıkıdım; Bir çeşit terlik işte, şıpıtık mıydı yoksa o? dur. Uykusuz; ben ve İnsomnia, dergi bile oldu bu sonradan, yaaa yaaa..)

Yorum Bırakabilirsiniz

 

 

 

BU HTML Etiketlerini Kullanabilirsiniz

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>