|
|||||
|
Bir söylence… Yosun ananın zümrüt yeÅŸili gözlerinin içlerine bir türlü hapsedemediÄŸi, mutedil dalgalı, sadece med, sadece cezir zamanlarında durulan, oldukça çalkantılı, bir o kadar telaÅŸlı, Rıza’sına bakarken mayhoÅŸ, tayfalara bakarken anaç, öz be öz çocuklarını izlerken masumlaÅŸan bakışları vardı. Ne yürekli, ne savaÅŸkan zamanlar geçirmiÅŸti bu gözler. Ne fırtınalar görmüş, ne eziyetli dönemleri bir çırpıda [...] Hikâyede bir söylence olarak geçen, anamız Yosun’un anlatısıdır. İyi dinlenceler. Bütün gün oturdu adam, Bütün gün ve gece, öylece bir taÅŸ üstünde, Gündüz sıcaktı, Geceyse taÅŸ gibiydi TaÅŸ *** O günden sonra CoÅŸkun’u bir daha uyku tutmuyor. Karantina küçük bir yer, CoÅŸkun’ un kahvesi, daha da küçük Karantina’dan. Üstüne üstlük, geçen yıl darbe yapıldığından, sımsıkı bir yönetim, bolca muhbir ve ÅŸikayet de oluyor. Gecenin on biri geldiÄŸi anda, kahvenin ışıkları kapatılıyor, müşterileri ise evlerine gönderiliyor. Sonra bunlar, BerduÅŸ ile çay ocağının sotesine çekilip, [...] O kadar uzaklarındayım ki… Seçemiyorum seni, insanlığımın kayıp dertlerine düşmüş, oyalanmaktayım. Ne bir tutku, ne bir tepki, ne de vücuduma giyebileceÄŸim bir tenim var. Kaçmayı özlüyorum yine kendimden, ama zamanım kalmadı ki buna. Sürek avındayım sanki ve terleyen ruhumdan yaban domuzunun o kirli kokusu fışkırıyor. Bir tazı köpeÄŸi gibi izini süren insanlığın, sonra bulan içindekini, [...] *** Elinde bir gaz ÅŸiÅŸesi, boÄŸazına kadar katranın karasına gömülmüş plastik bir kova, dudaklarında sigaranın kına olmuÅŸ lekesi, yaralar içinde yüzü, ters çevrilmiÅŸ her nasılsa, fırtınadan yorulmuÅŸ, bitmek tükenmek bilmeyen yolculuklardan sonra, uzatılmış boylu boyunca kumsala, feleklerin üzerine yatırılmış, feleÄŸin çemberinden geçirilmiÅŸ hızla, karnı ve karinası havada, mavi beyaz giydirilmiÅŸ bir sandal, hemen yanı başında [...] *** Kelimeler yükleniyor Pembe’ye. Dayanamıyor mutluluÄŸa açılıyor çiçek. GittiÄŸi yerlerden geriye dönüyor kokusu. Binlerce yıllık. Sandal aÄŸacı gibi ama deÄŸil. Yarım bardak limon, kenarına cin iÅŸte hepsi bu. SarhoÅŸ olmamak için tokuÅŸturuyoruz kadehleri, Bir ÅŸeyler dönüyor ama ne.? Bir bakıyorum ki bardaÄŸa, bitirmiÅŸim.. İmgeler, sen bilirsin onları. İkimizden de kaçık. Kanatsız kuÅŸlarıdır ÅŸiirlerin. Nasıl uçarlar [...] *** Bir sen, bir ben, bir de Yorgo’nun ÅŸu tazecik gelini, Etli dudaklarımızda aroması kara dutun. Bir yudum ÅŸarap dökülür göbek deliÄŸimizden, simetrik yanlarımıza düşer ve dağılır gece. Gece dağılır, ÅŸarap dağılır, gelin dağılır. Sen olursun gelin ÅŸimdi ve sende olan ne varsa, karışır bana. Akdeniz yüklenir camlarımıza, can mı dayanır buna, camlar mı dayanır? [...] *** Soyunup limanlara, dökünüp fidanlara, günahı boynumuza, çırılçıplak ve edepsiz. Ha bir suya, ha bir çiçeÄŸine çaÄŸlanın, yada bir küfre vurulmuÅŸ çifte kilitli kapılarda. Yıkık taÅŸ duvarların aralarında, yeni yeni sararmaya yüz tutmuÅŸ otları da ezerek, bir deve dikeninden, bir de meraklı gözlerden, gizlenerek el alemden, saklanarak bir incir aÄŸacının yabanlığına, kayboluyoruz. Hep bir günahı [...] Bu hep olur, bir gün çekip giderler. Görünmez eller dolaşır üzerinde. BaÅŸlarda sakinsindir, pek acımaz ve acıtmaz. KurÅŸunlar kaynar bakır kaplarda, fark edersin. Ama ayırd baÅŸka bir ÅŸeydir ve o anda bir tuzaktır. Hayat koÅŸuyordur önünde, yalpalamazsın. AÅŸk, yaÅŸanır… Büyük olan, durulanır zamanla ve küçülür. Sonra zaman dönüşür bir yerlerde eriyik olur. İşte o, beklemediÄŸin [...] |
|||||
|
Telif © 2010 Sardalya Avı - Tüm Hakları Saklıdır |
|||||
Ne söylendi?