Ne söylendi?

Ve paylaştık

Yosun Ana..

Bir söylence… Yosun ananın zümrüt yeÅŸili gözlerinin içlerine bir türlü hapsedemediÄŸi, mutedil dalgalı, sadece med, sadece cezir zamanlarında durulan, oldukça çalkantılı, bir o kadar telaÅŸlı, Rıza’sına bakarken mayhoÅŸ, tayfalara bakarken anaç, öz be öz çocuklarını izlerken masumlaÅŸan bakışları vardı. Ne yürekli, ne savaÅŸkan zamanlar geçirmiÅŸti bu gözler. Ne fırtınalar görmüş, ne eziyetli dönemleri bir çırpıda [...]

Yosun ana; Okuma

Hikâyede bir söylence olarak geçen, anamız Yosun’un anlatısıdır. İyi dinlenceler.

Bilge

Bütün gün oturdu adam, Bütün gün ve gece, öylece bir taş üstünde, Gündüz sıcaktı, Geceyse taş gibiydi Taş

Hasan Almaz

*** O günden sonra CoÅŸkun’u bir daha uyku tutmuyor. Karantina küçük bir yer, CoÅŸkun’ un kahvesi, daha da küçük Karantina’dan. Üstüne üstlük, geçen yıl darbe yapıldığından, sımsıkı bir yönetim, bolca muhbir ve ÅŸikayet de oluyor. Gecenin on biri geldiÄŸi anda, kahvenin ışıkları kapatılıyor, müşterileri ise evlerine gönderiliyor. Sonra bunlar, BerduÅŸ ile çay ocağının sotesine çekilip, [...]

Gün Batımı.

O kadar uzaklarındayım ki… Seçemiyorum seni, insanlığımın kayıp dertlerine düşmüş, oyalanmaktayım. Ne bir tutku, ne bir tepki, ne de vücuduma giyebileceğim bir tenim var. Kaçmayı özlüyorum yine kendimden, ama zamanım kalmadı ki buna. Sürek avındayım sanki ve terleyen ruhumdan yaban domuzunun o kirli kokusu fışkırıyor. Bir tazı köpeği gibi izini süren insanlığın, sonra bulan içindekini, [...]

Ramço…

*** Elinde bir gaz şişesi, boğazına kadar katranın karasına gömülmüş plastik bir kova, dudaklarında sigaranın kına olmuş lekesi, yaralar içinde yüzü, ters çevrilmiş her nasılsa, fırtınadan yorulmuş, bitmek tükenmek bilmeyen yolculuklardan sonra, uzatılmış boylu boyunca kumsala, feleklerin üzerine yatırılmış, feleğin çemberinden geçirilmiş hızla, karnı ve karinası havada, mavi beyaz giydirilmiş bir sandal, hemen yanı başında [...]

Hüso’nun devrimi bu.

*** Kelimeler yükleniyor Pembe’ye. Dayanamıyor mutluluğa açılıyor çiçek. Gittiği yerlerden geriye dönüyor kokusu. Binlerce yıllık. Sandal ağacı gibi ama değil. Yarım bardak limon, kenarına cin işte hepsi bu. Sarhoş olmamak için tokuşturuyoruz kadehleri, Bir şeyler dönüyor ama ne.? Bir bakıyorum ki bardağa, bitirmişim.. İmgeler, sen bilirsin onları. İkimizden de kaçık. Kanatsız kuşlarıdır şiirlerin. Nasıl uçarlar [...]

İmroz’a gider…

*** Bir sen, bir ben, bir de Yorgo’nun şu tazecik gelini, Etli dudaklarımızda aroması kara dutun. Bir yudum şarap dökülür göbek deliğimizden, simetrik yanlarımıza düşer ve dağılır gece. Gece dağılır, şarap dağılır, gelin dağılır. Sen olursun gelin şimdi ve sende olan ne varsa, karışır bana. Akdeniz yüklenir camlarımıza, can mı dayanır buna, camlar mı dayanır? [...]

Ada

*** Soyunup limanlara, dökünüp fidanlara, günahı boynumuza, çırılçıplak ve edepsiz. Ha bir suya, ha bir çiçeğine çağlanın, yada bir küfre vurulmuş çifte kilitli kapılarda. Yıkık taş duvarların aralarında, yeni yeni sararmaya yüz tutmuş otları da ezerek, bir deve dikeninden, bir de meraklı gözlerden, gizlenerek el alemden, saklanarak bir incir ağacının yabanlığına, kayboluyoruz. Hep bir günahı [...]

Güle güle…

Bu hep olur, bir gün çekip giderler. Görünmez eller dolaşır üzerinde. BaÅŸlarda sakinsindir, pek acımaz ve acıtmaz. KurÅŸunlar kaynar bakır kaplarda, fark edersin. Ama ayırd baÅŸka bir ÅŸeydir ve o anda bir tuzaktır. Hayat koÅŸuyordur önünde, yalpalamazsın. AÅŸk, yaÅŸanır… Büyük olan, durulanır zamanla ve küçülür. Sonra zaman dönüşür bir yerlerde eriyik olur. İşte o, beklemediÄŸin [...]